ÖZET
Orta Asya ülkeleri, bağımsızlıklarını kazandıkları günden bu yana, özellikle Ukrayna Savaşı ve Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı seçilmesi gibi uluslararası gelişmelerin tetiklediği yeni konjonktürde en stratejik evrelerini yaşamaktadırlar. Bölge, küresel aktörlerin çetin bir rekabet ortamı sunduğu yoğun bir ilgi odağı haline gelmiştir. 1990’lı yıllardan beri küresel siyasi ve diplomatik ilişkiler bağlamında kendilerini görünür kılmaya çalışan Orta Asya ülkeleri, Rusya’yı dengeleme çabalarında önemli ölçüde başarıya ulaşmış görünmektedir. Bu yeni dinamizm, bölge liderlerinin arka arkaya gerçekleştirdiği çok taraflı zirvelerle somutlaşmıştır. Bu yazı yeni gelişmeler ışığında Orta Asya’da ABD, AB, Çin ve Rusya’nın geçmişte araç olarak kullandığı bölgesel politikalarındaki paradigmasal değişimlerini mercek altına alırken Türkiye ile ilişkilerinin de stratejik ve küresel önemine vurgu yapmaktadır.
Yeni Jeopolitik Merkez: Orta Asya’da Güç Mücadelesinin Değişen Paradigmaları
1.Giriş
Son yıllarda Orta Asya ülkeleri[1] hem jeopolitik hem de ekonomik gelişmelerin etkisiyle, otuz dört yıllık bağımsızlıklarının belki de en stratejik dönemini yaşamaktadır. Bölgedeki beş ülkenin liderlerinin arka arkaya gerçekleştirdiği çok taraflı zirveler, bu yeni dinamizmin en somut göstergesi niteliğindedir. Nitekim 6 Kasım’da Washington’da düzenlenen ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ile bölge ülkelerinin liderlerini bir araya getiren Orta Asya–ABD Zirvesi (C5+1), bu yoğun diplomatik trafiğin son halkasıydı. Bu buluşmadan kısa süre önce, 8–10 Ekim tarihleri arasında Duşanbe’de Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Devlet Başkanları Konseyi toplantısı yapılmış, hemen öncesinde ise 6–7 Ekim’de Azerbaycan’ın Gebele kentinde Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT)[2] 12. Zirvesi gerçekleştirilmişti.
Orta Asya ülkelerinin liderlerinin katıldığı diplomatik buluşmalar, elbette bu üç zirveyle sınırlı kalmadı. 4 Nisan’da Özbekistan’ın tarihi Semerkant kentinde gerçekleştirilen ilk Avrupa Birliği (AB)–Orta Asya Zirvesi, bölge diplomasisinde yeni bir sayfa açtı. Zirve sonrasında yayımlanan AB–Orta Asya Ortak Bildirgesi,[3] Avrupa Birliği’nin bölgeyle ilişkilerinde uzun bir aradan sonra belki de en kararlı ve kapsamlı stratejik yönelimini simgeliyordu.
Küresel ve bölgesel güçlerin ilgisinin yoğunlaştığı böyle bir dönemde, bölgenin en yakın komşusu Çin’in bu diplomatik hareketliliğe kayıtsız kalması beklenemezdi. Esasen ilki 2023’te Çin’in ev sahipliğinde tarihi İpek Yolu’nun başlangıç noktası Şian’da düzenlenen Orta Asya–Çin Zirvesi’nin ikincisi, bu kez 16–18 Haziran 2025 tarihlerinde Astana’da gerçekleştirildi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in beş Orta Asya ülkesinin liderleriyle bir araya geldiği bu toplantı, Pekin’in bölgeye yönelik ilgisinin sürekliliğini ve derinliğini ortaya koyan bir girişim idi. Şunu da belirtmek gerekir ki ekonomik olarak bölgesel girişimlerde Çin bu ülkelerin en önemli ticaret ortağı konumundadır.
2.AB–ABD Arasındaki Gerilim, Orta Koridor ve Türkiye’nin Stratejik Konumu
Orta Asya’yı merkeze alan bu yoğun diplomatik trafiğin arkasında yatan en önemli etken, hiç kuşkusuz Ukrayna Savaşı’nın tetiklediği Batı–Rusya gerilimidir. Savaş, yalnızca bölgesel güvenliği değil, aynı zamanda transatlantik ittifakın iç dengelerini de derinden etkiledi. Donald Trump’ın yeniden ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte, AB ile ABD arasındaki uyum yerini belirgin görüş ayrılıklarına bıraktı. Bu yeni atmosfer, Avrupa Birliği’ni hem enerji güvenliği hem de tedarik zincirleri açısından alternatif güzergâhlar ve yeni bölgesel ortaklıklar arayışına yöneltti.
Bu çerçevede, AB coğrafi olarak uzak olsa da Orta Asya’nın zengin maden ve enerji kaynaklarına erişimi kolaylaştıracak Orta Koridor[4] Projesini yeniden stratejik gündemine taşıdı. Birlik, bu amaçla beş Orta Asya ülkesine toplam 10 milyar avroluk (yaklaşık 12 milyar dolar) bir kaynak aktarımı konusunda mutabakata vardı. Proje, Orta Asya üzerinden Güney Kafkasya’ya, oradan da Karadeniz aracılığıyla Avrupa’ya uzanan bir ulaştırma ve enerji altyapısı hattının oluşturulmasını öngörüyordu. Orta Koridor fikri Avrupa Kafkasya-Asya Ulaştırma Koridoru (Transport Corridor Europe-Caucasus-Asia / TRACECA), 1993 yılında Orta Asya ve Kafkasya ülkeleri ile Avrupa arasındaki ulaşım güzergâhlarının verimliliğini artırmak amacıyla Brüksel’de imzalanan bir deklarasyon ile ortaya atılmıştır. Ancak daha sonra bu inisiyatif Çin’in Kuşak ve Yol projesinde yer buldu. Çin özellikle kendi sınırları içerisinden Orta Asya’ya uzanan ulaşım hatlarının yapımı ve yenilenmesine destek oldu. Türkiye de Orta Koridorun en başından beri öneminin farkında olan ve bu koridor güzergahına dahil bir ülke olarak üzerine düşeni yaptı. Azerbaycan ve Gürcistan ile Bakü-Tiflis-Kars (BTK) demiryolunu 2017’de bu kapsamda hizmete açtı. Diğer taraftan Türk Konseyi kapsamında ulaştırma bakanları iş birliği anlaşmaları gibi somut adımlarla faaliyetlerini sürdürdü.
Avrupa Birliği’nin Rusya’ya alternatif olarak gördüğü Orta Koridor projesini yeniden gündeme alması Ukrayna krizi ile ortaya çıktı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Orta Asya’yı markajında tutmaya çalışsa da Avrupa Birliği bölgedeki dondurulmuş çatışmalar konusunda çözüm odaklı politikalar izleyemedi. Ancak Ermenistan’ın Azerbaycan’da işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve çatışmanın sona ermesiyle bölgeden umduğu getiriyi alabileceğini düşünerek, Orta Asya–AB Zirvesi’ni gerçekleştirdi. Burada dikkatlerin çekilmesi gereken ancak başka bir yazının konusu olacak durum ise AB’nin bu zirvede Orta Koridoru dile getirmesi fakat Türkiye’nin adını geçirmemesi idi. Oysa coğrafi konumu itibarıyla da Orta Koridorun tam merkezinde yer alan hatta güzergaha BTK ile katlı sağlayacak olan Türkiye’nin projede yer almaması özellikle de Orta Asya ülkeleri ile yakın ilişkisi de göz önünde bulundurulduğunda oldukça anlamsız bir yaklaşım idi. Türkiye Orta Koridor konusunda birçok girişime destek vermiştir, örneğin AB’nin bahsi geçen Orta Koridor projesinde Afganistan’ı da güzergaha ekleyen Lapis Lazuli koridoruna ilişkin 14-15 Kasım 2017 tarihlerinde Aşkabat’ta imzalanan anlaşmaya taraf ülkedir.[5] AB, Orta Koridor projesini tanımlarken ilk etapta Türkiye’yi stratejik gündemine dahil etmemiş olsa da, Zengezur Koridoru’nun[6] açılmasını öngören mutabakatın ardından, bölgedeki bu ulaştırma hattının doğal uzantısı konumundaki Türkiye, hızla AB tarafından zikredilen Orta Koridor ülkesi haline gelmiştir. Söz konusu anlaşma, iki ülke arasındaki sınırları yeniden teyit ederken Zengezur Koridoru üzerinden ulaştırma hatlarının açılmasını da öngörmektedir. Koridorun inşası, “Trump Route for International Peace and Prosperity (TRIP)” inisiyatifi kapsamında demiryolu, karayolu ve boru hatlarını içeren geniş bir altyapı projesi olarak ABD’ye verildi. Dört yıl içinde tamamlanması planlanan bu hat sayesinde Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya arasındaki ulaşım süresi ve maliyeti azalacak; transit rotalarda Rusya’ya olan bağımlılık da önemli ölçüde düşecektir. Proje, satranç tahtasındaki hamleleri andıran bir etki yaratarak Avrupa Birliği’nin Orta Koridor’a yönelik yaklaşımını yeniden değerlendirmesine ve Türkiye’yi stratejik radarına dâhil etmesine yol açmış gibi görünse de AB’nin Türkiye’ye yönelik bu tutumu sorgulanmaya açıktır. Çünkü Türkiye dış politikasında bağlantısallığı ve çok taraflı ulaştırma projelerine destek vermeyi benimseyen bir ülkedir.
ABD ise C5+1 zirvesinde imzalanan anlaşmalarla bölgedeki nadir elementler ve diğer kritik mineraller sektörünü geliştirmeye yönelik önemli adımlar atmıştır.[7] Ancak Washington’ın bu adımları kalıcı bir stratejiye dönüştürebilmesi için, yalnızca enerji ve hammadde odaklı iş birlikleriyle yetinmeyip, Orta Asya ülkelerinin ticaret, altyapı ve kalkınma alanlarındaki uzun vadeli zorluklarını aşmalarına da yardımcı olması gerekmektedir. Zira Orta Asya ülkelerinin liderleri, kısa vadeli ekonomik kazançlardan ziyade sürdürülebilir bir ortaklık modeli beklemektedir. Özbekistan Senatosu Birinci Başkan Yardımcısı Sodiq Safoyev’in de vurguladığı gibi, Orta Asya’nın ABD’den en önemli talebi, bölgenin üretim kapasitesini ve beşerî sermayesini geliştirmeye odaklanan düzenli ve sistematik bir etkileşim sürecinin başlatılmasıdır.[8] Bu beklentinin altındaki asıl amaç ise Çin’in bölgedeki yatırımlarını AB veya ABD’den gelecek olan ilgiyle dengelemektir.
3.Çin ve Rusya’nın Güncel Bölge Politikaları
AB ve ABD’nin bölgeye olan coğrafi uzaklıkları ve mevcut donmuş çatışmalar nedeniyle uzun yıllar boyunca iş birliğini öncelemedikleri Orta Asya, Çin tarafından ise batının tersine bir politika ile çevrelendi. Pekin yönetimi, bölgenin kendisi için öneminin hem jeopolitik hem de güvenlik boyutuyla vazgeçilmez olduğunun farkındaydı. Sincan Uygur Özerk Bölgesi[9] (yaygın olarak Doğu Türkistan adıyla bilinmektedir), Orta Asya’nın coğrafi, etnik ve tarihsel bir uzantısı olduğu için Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ortaya çıkan yeni bağımsız cumhuriyetler, başlangıçta Çin açısından potansiyel bir güvenlik tehdidi olarak görüldü. Çünkü yeni oluşan devletler Sincan’da yaşayan halka da bağımsızlıklarını kazanma konusunda ilham olabilirdi. Çin’in kuzey batısı sınırında bölge devletleri ile Sovyetler Birliği öncesinden kalan sınır anlaşmazlıkları da vardı. Bu güvenlik kaygıları, Çin’in öncülüğünde kurulan ve zamanla bölgesel bir ortaklığa dönüşen Şanghay İş Birliği Örgütü’nün (ŞİÖ) oluşum sürecine zemin hazırladı. Örgütün kuruluş amacı esasen Çin ile yeni ortaya çıkan Orta Asya devletleri arasındaki sınır anlaşmazlıklarını çözümlemek ve bölgesel istikrarı sağlamaktı. Bu sebeplerle Orta Asya, Çin dış politikasının daima öncelikli gündem maddeleri arasında yer aldı. Çin açısından bölge, yalnızca ekonomik bir hinterlant (çevre, nahiye) değil, aynı zamanda güvenlik, istikrar ve bölgesel nüfuzun korunması açısından stratejik bir alan idi. Dolayısıyla başlangıçta kültürel kanallardan bölgeye nüfuz etmeye çalışan Çin, yaklaşık çeyrek asırdır yaptığı girişimlerle bölgesel kalkınmaya önem verdi. Çin’in küresel ölçekte hayata geçirdiği Kuşak ve Yol inisiyatifi, Orta Asya’yı stratejik bir bağlantı noktası haline getirdi. Çin’in bölgeye coğrafi yakınlığının sağladığı avantaj dikkate alındığında, demir yolu, kara yolu ve sınır geçişleri alanlarında Orta Asya ülkeleriyle geliştirdiği iş birlikleri ile karşılıklı ticaret hacmindeki sürekli artış, Pekin’in bölgedeki etkisini diğer küresel aktörlerle kıyaslandığında belirgin biçimde öne çıkarmaktadır. Bölge ülkelerinin bağımsızlıklarının ilk yıllarında izledikleri Rusya’yı dengeleme siyasetlerine Batı’nın yeterli ilgi göstermemesi ve Türkiye’nin çabalarının çeşitli engellerle karşılaşması da Pekin’i her koşulda bölgede daha avantajlı bir konuma taşımıştır.
Geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleştirilen Orta Asya–Çin zirvesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Xi Jinping), bölge ülkelerine toplam 1,5 milyar yuan (yaklaşık 210 milyon dolar) mali yardım taahhüdünde bulundu. Çin, bu yardımları ekonomik kalkınma kadar bölgesel güvenlik, hukuk uygulamaları ve emniyet alanlarında iş birliğini artırma hedefleriyle ilişkilendirdi. Diğer taraftan Şi Cinping, zirvede terörizm, ayrılıkçılık ve aşırılıkçılarla ortak mücadele çağrısını yineledi. Orta Asya’nın coğrafi olarak bir parçası olan Afganistan’ın yeniden inşası ve kalkınma kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini de zirvede vurguladı. Çin’in yaptığı bu yardım miktarı Avrupa Birliği (AB) ile kıyaslandığında az görünse de Pekin’in bölgeye olan ilgisi bu tekil taahhüdün ötesine geçmektedir; zira Çin, Asya Kalkınma Bankası öncülüğünde kurulan Central Asia Regional Economic Cooperation (CAREC) Programı çerçevesinde, kalkınmayı hedefleyen projelere süreklilik arz eden yatırımlar ve destek sağlamaya devam etmektedir.[10]
Rusya’nın ise bölgeye yönelik politikalarının son yıllarda belirgin biçimde niteliğini kaybettiği söylenebilir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki Rusya, bölgeye odaklanamasa da Orta Asya ve Kafkasya’yı Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Avrasya Ekonomik Topluluğu (EurAsEC), Tek Ekonomik Alan (TEA), Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) gibi yapılar aracılığıyla sınırlı da olsa etki alanında tutmayı sürdürmektedir. Örneğin her yıl düzenlenen Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Konseyi Orta Asya ile ilişkilerini gündemde tutan bir platform sağlamaktadır. Geçtiğimiz yıl BDT üyeleri arasında gerçekleşen önemli gelişmelerin çoğunun, örneğin Kırgız-Tacik sınır anlaşması ve Beyaz Saray’da imzalanan Ermenistan-Azerbaycan barış çerçevesi gibi Rusya’nın doğrudan müdahalesi olmadan ortaya çıkması Moskova’nın bölgesel siyasette eskisi kadar güçlü olmadığının birer göstergesi olarak sayılabilir. Başka bir ifadeyle, Ukrayna savaşının ve Batı yaptırımlarının neden olduğu bazı zorluklarla karşı karşıya olsa da Rusya, Orta Asya ve Kafkasya’ya yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal politikalarını zayıflamış biçimde de olsa sürdürmeye devam etmektedir. Bu yılki Duşanbe zirvesinde tartışılan konular arasında Orta Asya’dan Rusya’ya işçi göçü ve bunun yol açtığı sorunlar bulunuyordu. Ayrıca Rus şirketlerinin bölgeye yatırımları ve sanayi ile ticarette iş birliği konuları gündeme geldi; ancak Rusya tarafından somut bir öneri veya proje sunulmadı. AB-Orta Asya ve Çin-Orta Asya zirvelerinde olduğu gibi yine Rusya tarafından mali bir destek de ortaya konmadı, bu nedenle Duşanbe zirvesi bölge ülkelerinin beklentilerini karşılayamadı denilebilir.
Öte yandan, Ukrayna savaşının etkilerine paralel olarak Rusya’nın bölgeselleşme çerçevesinde kurduğu yapılar—KGAÖ ve EurAsEC gibi—operasyonel zorluklar nedeniyle sınırlı bir etki alanına hapsolmuş durumdadır. Dolayısıyla Rusya’nın bölgesel politikalarda geride kaldığı bir tablo da Kazakistan ve Özbekistan’ın Ukrayna savaşında giderek Batı yanlısı bir tutum benimsemesine zemin hazırlamakta ve bu durum Moskova açısından rahatsız edici bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.[11]
4.Bölgesel Güç Olarak Türkiye’nin Orta Asya Politikası
Türkiye, Orta Asya ile etnik, kültürel ve tarihi bağlara haizdir. Bağımsızlığını kazanan beş Orta Asya ülkesini ilk tanıyan ve diplomatik ilişkilerini sürekli kılan Türkiye, 1991-93 yılları arasında bölgede model ve lider olma çabasına girdi. Hatta bu dönemde Rusya’yı bertaraf ederek milliyetçi hareketler çerçevesinde plansızca ilerledi. Ancak 1995 sonrası Türkiye artık Rusya Federasyonu’nu da dışlamayan, bölgesel gerçeklere dayalı bir politika izlemeye başladı. Bağımsızlığın ilk yıllarında devlet tecrübesi olmayan bu cumhuriyetlerle yakın ilişkiler geliştiren Ankara, bugün, dönemsel hatalarını telafi ederek bölgeyle kurduğu bağı güçlendirmiş ve deneyimli bir aktör hâline gelmiştir. Türkiye’nin ve bölge devletlerinin dahil olduğu TDT sayesinde üye devletler arasında dayanışma, iş birliği ve koordinasyon güçlenirken, Türkiye, Orta Asya’nın stratejik öneminin bilincinde olarak bölge ülkelerini uluslararası platformlarda sürekli destekleyen güvenilir bir müttefik konumuna ulaştı. Bu destek, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ilişkilerinde önemli bir deneyim birikimi sağlamanın yanı sıra, çeşitli alanlarda karşılıklı olarak hissedilen bir dayanışma ortamı da yaratmıştır. Diğer taraftan Avrupa ile ABD’nin Orta Asya coğrafyasına yönelik politikalarının ivme kazanması Türkiye açısından bölgesel kalkınmayı destekleyen olumlu bir gelişme olarak okunmaktadır. Her ne kadar AB ülkeleri ile yapılan anlaşma sonrası Orta Asya cumhuriyetlerinin Kıbrıs’ı tanıması Türkiye açısından şaşırtıcı bir gelişme olsa da Kıbrıs meselesinin kendi içinde çözüme kavuşturulamayan bir konu olması sebebiyle Türkiye, bu durumu ikili ilişkilerin genel seyrini belirlemede tek başına belirleyici bir unsur olarak görmemiş ve ilişkileri daha geniş bir stratejik çerçevede yönetmeye devam etmiştir. Orta Asya ülkeleri ve Türkiye değişen küresel dengeler göz önünde bulundurulduğunda geçmişten bu yana aynı safta yer almaktadır. Dolayısıyla bölgeye sunulan fırsatların gerek siyasi gerek ekonomik anlamda Türkiye’nin de lehine olumlu gelişmeleri beraberinde getireceği söylenebilir. Burada bir kez daha altını çizmek gerekirse Orta Asya cumhuriyetlerinin bölgesel ve küresel kalkınma hamleleri de her zaman Türkiye’den destek görmüştür.
Bu başlık altında değinilmesi gereken bir diğer husus, bölgeselcilik bağlamında Orta Asya ve Kafkasya’yı yakından izleyen Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) yönelik tutumudur. Öncelikle belirtilmelidir ki Türkiye’nin Orta Asya politikalarında köklü bir paradigma değişiminden söz etmek mümkün değildir. Bununla birlikte Türkiye, bölgeye yönelik yaklaşımını çeşitlendirirken, bölgesel bütünlüğü ve iş birliğini güçlendiren; üye ülkelerin birbirlerinin gündeminden haberdar olmasını ve ortak kararlar alabilmesini sağlayan TDT’nin etkin işleyişine özel önem atfetmektedir. Bu tablo karşısında Rusya’nın TDT’ye yönelik açık bir karşıtlık geliştirdiği söylenemez. TDT’yi kendisine rakip ya da tehdit olarak görmediği, iç kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerde ise daha çok nötr bir söylem benimsediği gözlemlenmektedir.[12] Bu çerçevede, TDT’nin artan etkinliği karşısında Rusya’nın tutumunun, Türkiye ile ilişkilerini zedelememek ve bölgesel dengeleri korumak amacıyla örgütü daha çok dışarıdan gözlemlemek yönünde şekillendiği söylenebilir.
5.Sonuç: Küresel Güçlerin Orta Asya’daki Varlık Mücadelesinde Paradigma Değişimi
Orta Asya coğrafyasında, bundan yaklaşık on yıl öncesine kıyasla küresel güçlerin; Rusya, AB ve ABD, ile Çin’in, bölgede üstünlük sağlama açısından izledikleri politikaların artık geçerli olmadığı ve yeni politika varyantları geliştirdiklerini görmekteyiz.
Rusya’nın bölgede nüfuz sahibi olması, geçmişte Orta Asya’daki Rus nüfusu ve Rusya’daki Orta Asyalılar üzerinden yürüttüğü demografik, dilsel ve kültürel politikalar sayesinde önemli ölçüde kolaylaşıyordu. Örneğin bağımsızlığın ilk yıllarında Kazakistan nüfusunun yaklaşık yüzde 41’i, Kırgızistan’ın ise yüzde 26’sı Ruslardan oluşuyordu. Moskova bu dönemde, daha sonra yenilenen yakın çevre doktrini doğrultusunda bölgede etkisini korumaya çalıştı; ancak beklediği sonucu alamayınca Putin yönetimi Orta Asya’ya yönelik daha gerçekçi bir dış politika yaklaşımını benimsedi. Zaman içinde bölge devletlerinin ekonomilerinin güçlenmesi ve küresel aktörlerin Orta Asya’ya artan ilgisi, Rusya’yı bölge ülkeleriyle daha birebir ve pragmatik ilişkiler kurmaya yöneltti. Bu koşullar aynı zamanda Rusya açısından çeşitli siyasi ve ekonomik platformlar aracılığıyla ‘bölgeselcilik’[13] stratejisini sürdürmeyi de kaçınılmaz hale getirdi.
AB ve ABD ise geçmişte Orta Asya’daki varlık mücadelelerini, bölgeyi demokratikleştirme yönünde yapılan kalkınma yardımları ve Sivil Toplum Kuruluşları’na (STK’lara) verilen destekler nezdinde sürdürüyordu. Bu faaliyetler sayesinde bölgede gerçekleşen renkli devrimler (ör. Kırgızistan’da 2005’te gerçekleşen Lale Devrimi) Batının demokrasi dayatmasının bir parçası olarak literatüre geçti. Diğer taraftan ABD’nin bölgedeki varlığını güçlendirme çabasının önemli sebeplerinden biri 11 Eylül sonrası Afganistan’a gerçekleştirdiği müdahalede Orta Asya’yı lojistik üs olarak görmesi idi. Ancak 2021’de Afganistan’dan çekilmesi ile bu sebep de ortadan kalkmış oldu. Çin ise geçmişte bölgedeki varlığını Rusya ve ABD’yi dengelemek amacıyla daha çok kültürel unsurları bir araç olarak kullanarak sürdürdü. Ancak sonradan bu unsurların ekonomik ve kalkınma temelli bölgesel barış temasına çevrildiğini görüyoruz. Özellikle yukarıda belirtilen Kuşak ve Yol projesi bu hamlenin en önemli göstergesidir.[14]
Sonuç olarak, günümüz jeopolitik ortamında stratejik önemi giderek artan Orta Asya; ABD, AB, Çin ve Rusya gibi küresel güçlerin farklı kapasite, araç ve stratejilere dayalı rekabetinin merkezinde yer almaktadır. Bu rekabetin şekillenmesinde hem güç dengesi arayışları hem de karşılıklı bağımlılığı artıran ekonomik ve siyasi süreçler etkili olmaktadır. Küresel ve bölgesel düzeyde değişen politik yönelimler ise rekabeti daha da yoğunlaştırmaktadır. Bu çerçevede Orta Asya, Rusya ile kurduğu hassas dengeyi sürdürürken diğer küresel ve bölgesel aktörler açısından da önemli fırsatlar sunan, yüksek stratejik değere sahip bir bölge olarak öne çıkmaktadır.
Kaynakça
“The US-Central Asia summit: The end of the beginning.” Eurasianet, 7 November 2025, https://eurasianet.org/the-us-central-asia-summit-the-end-of-the-beginning
“US-Central Asia gathering yields deals” Eurasianet, 7 November 2025 https://eurasianet.org/us-central-asia-gathering-yields-deals.
Ainur Nogayeva, “ABD, Rusya ve Çin’in Nüfuz Mücadelesinde Orta Asya : Araçlar ve Süreçler,” Bilig, no 62, 2012, https://kutuphane.dogus.edu.tr/mvt/pdf.php
Alexander Thompson, “Central Asia Edges Away from Moscow” TransitionOnline, 23 October 2025, https://tol.org/client/article/author/alexander-thompson
CAREC Program https://carecprogram.org/
Erkan, T., & Nergiz, C. (2024). Türk Devletler Teşkilatının Rus Basınına Yansıması. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 34(2), 1005-1020.
Hilmi Demir, “Zengezur Koridorunun Stratejik Mimarisi, TEPAV, Ekim 2025, https://tepav.s3.eu-west-1.amazonaws.com/upload/files/1761401391520-0.Zengezur_Koridorunun_Stratejik_Mimarisi.pdf
Joint Declaration following the first European Union-Central Asia summit https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2025/04/04/joint-declaration-following-the-first-european-union-central-asia-summit/
Mansfield, Edward D., and Etel Solingen. “Regionalism.” Annual review of political science 13, no. 1 (2010): 145-163. https://escholarship.org/content/qt8n8080pg/qt8n8080pg.pdf
Sattarov, Faridun. “The emerging potential of the Middle Corridor.” Horizons: Journal of International Relations and Sustainable Development 21 (2022): 198-207.
Tariq, M. T. (2023). The Importance of Lapis Lazuli Corridor for Afghanistan. Integrated Journal for Research in Arts and Humanities, 3(5), 276-80. https://pdfs.semanticscholar.org/d6f1/55991aa21688f823b42be932b1b4551aa146.pdf
Vasa, Laszlo, and Peter Barkanyi. “Geopolital and Geo-Economic Importance of the Middle Corridor: A Chompreshive Overview.” Eurasian Journal of Economic and Business Studies 67, no. 2 (2023): 20-32.
[1] Orta Asya’nın coğrafi tanımı tartışmalı olmakla birlikte bazı uzmanlar tarafından Afganistan ile Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni (Doğu Türkistan olarak da bilinmektedir) de kapsayacak şekilde genişletilmektedir. Ancak bu yazıda ‘Orta Asya ülkeleri’ ifadesiyle Sovyatler Birliği’nin dağılması sonrası bağımsızlıklarını kazanan beş cumhuriyet: Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan kastedilmektedir.
[2] SSCB’nin dağılmasından sonra ortak tarih ve kültürel bağlara sahip Türk Cumhuriyetlerini bir araya getirme düşüncesi doğrultusunda, 1992’de Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi başlatılmıştır. Bu süreç, Türkiye’nin öncülüğüyle 2009’da Nahçıvan Anlaşması’nın imzalanmasıyla kurulan ve uluslararası bir örgüt niteliği taşıyan Türk Konseyi (bugünkü adıyla Türk Devletleri Teşkilatı) ile kurumsal bir yapıya kavuşmuştur.
[3] Bildirge için bkz. https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2025/04/04/joint-declaration-following-the-first-european-union-central-asia-summit/
[4] Orta Koridor hakkında detaylı bilgi için bkz. Sattarov, Faridun. “The emerging potential of the Middle Corridor.” Horizons: Journal of International Relations and Sustainable Development 21 (2022): 198-207; Vasa, Laszlo, and Peter Barkanyi. “Geopolital and Geo-Economic Importance of the Middle Corridor: A Chompreshive Overview.” Eurasian Journal of Economic and Business Studies 67, no. 2 (2023): 20-32.
[5] Lapis Lazuli Afganistan’da çıkarılan değerli bir taşın adıdır. Adını bu taştan alan koridor Afganistan’ın Herat şehrinden başlayarak, Türkmenistan üzerinden, Bakü’ye oradan da Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya erişimi sağlamaktadır. Koridorun önemi ve detaylı bilgi için bkz. Tariq, M. T. (2023). The Importance of Lapis Lazuli Corridor for Afghanistan. Integrated Journal for Research in Arts and Humanities, 3(5), 276-80. https://pdfs.semanticscholar.org/d6f1/55991aa21688f823b42be932b1b4551aa146.pdf
[6] Bu sene başında AB, yeni projesini tanımlarken Güney Kafkasya’daki sınır anlaşmazlıklarının çözümüne vurgu yapmış, ancak bu ulaştırma hattının doğal uzantısı konumundaki Türkiye’yi, ancak Ağustos 2025’te ABD arabuluculuğunda Washington’da imzalanan Azerbaycan–Ermenistan Barış Mutabakatı sonrasında projeye eklemiştir. Azerbaycan’dan Nahçıvan’a geçiş şu anda yalnızca İran ve Gürcistan üzerinden sağlanan ulaşım güzergâhları aracılığıyla Türkiye’ye ulaşmayı mümkün kılarken, Zengezur Koridoru Azerbaycan’ı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne ve oradan da Türkiye’ye bağlayacak önemli bir ulaşım altyapısı sunacaktır. Zengezur koridorunun açılması konusunda detaylı bilgi için bkz. Hilmi Demir, “Zengezur Koridorunun Stratejik Mimarisi, TEPAV, Ekim 2025, https://tepav.s3.eu-west-1.amazonaws.com/upload/files/1761401391520-0.Zengezur_Koridorunun_Stratejik_Mimarisi.pdf
[7] “US-Central Asia gathering yields deals” Eurasianet, 7 November 2025 https://eurasianet.org/us-central-asia-gathering-yields-deals.
[8] “The US-Central Asia summit: The end of the beginning.” Eurasianet, 7 November 2025, https://eurasianet.org/the-us-central-asia-summit-the-end-of-the-beginning
[9] Bölgede Uygurlar geleneksel ve yerli halktır, Kazaklar, Kırgızlar ve diğer Türk kökenli Müslüman halk birlikte yaşamaktadır. 1933-44 yılları arasında bağımsız bir devlet olma deneyimleri de vardır.
[10] CAREC’in hedefi üye ülkeler arasında özellikle ulaşım (koridorlar), enerji, ticaret, su ve ekonomik koridorlar gibi alanlarda sürdürülebilir ekonomik büyümeyi ve entegrasyonu sağlamaktır. Üyeler: Çin Halk Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Moğolistan, Pakistan ve Afganistan olmak üzere 11 üyeden oluşur. Detaylı bilgi için bkz. https://carecprogram.org/
[11] Alexander Thompson, “Central Asia Edges Away from Moscow” TransitionOnline, 23 October 2025, https://tol.org/client/article/author/alexander-thompson
[12] Bu konuda bkz: Erkan, T., & Nergiz, C. (2024). Türk Devletler Teşkilatının Rus Basınına Yansıması. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 34(2), 1005-1020.
[13] Bölgeselcilik belirli bir bölgeye yönelik ideolojik, düşünsel ya da stratejik bir yaklaşımı ifade ederek bu süreçlere daha geniş bir anlam kazandırır. Daha fazla bilgi için bkz. Mansfield, Edward D., and Etel Solingen. “Regionalism.” Annual review of political science 13, no. 1 (2010): 145-163. https://escholarship.org/content/qt8n8080pg/qt8n8080pg.pdf
[14] Ainur Nogayeva, “ABD, Rusya ve Çin’in Nüfuz Mücadelesinde Orta Asya: Araçlar ve Süreçler,” Bilig, no. 62, 2012, https://kutuphane.dogus.edu.tr/mvt/pdf.php
