Türkiye İlaç Sektörü: Mevcut Durum, Yapısal Sorunlar ve Kamu Politikası Önerileri: Bölüm 2

Yazar: Dr. Ümit Sönmez

ÖZET

İki bölümden oluşan bu makalede, Türkiye’de ilaç sektörünün mevcut durumu, yapısal sorunları, küresel eğilimler karşısındaki konumu ve karmaşık bazı dinamikleri bütüncül bir şekilde incelenmektedir. Türk İlaç Sektörünün düzenleyici yapısı (regülasyon yapısı) ve temel yapısal sorunları detaylı şekilde analiz edilmektedir. Ayrıca bazıları kronik hale gelmiş olan mütenevvi yapısal sorunlara yönelik çözüm odaklı çeşitli kamu politikası önerileri yapılmaktadır.

Bu makalenin daha önce yine Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi’nde (KAPDEM’de)Türkiye İlaç Sektörü: Mevcut Durum, Yapısal Sorunlar ve Kamu Politikası Önerileri: Bölüm 1” başlığı ile yayınlanan birinci bölümünde; Türkiye ilaç sektörünün mevcut durumunu, çok boyutlu stratejik önemini, Türkiye ve dünyadaki ilaç pazarını, Türkiye’deki ilaç pazarının temel dinamiklerini, sağlık ve ilaç harcama değerlerini, ilaç harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki oranlarını, fiyat politikalarının etkilerini, ilaç ithalatının dış ticaret açığına etkisini, biyoteknolojik dönüşüm ve ilaç sektörünün yapısal/güncel sorunlarını detaylı bir şekilde analiz etmiştim.[1] Yine makalenin birinci bölümünde; Türkiye’de ilaç sektörünün sorunları ve zafiyetlerini gidermek adına çeşitli kamu politikası önerilerini yapmıştım.[2] Kamu politikası araçları ve mekanizmalarında yapılacak bazı değişikliklerin sektördeki bazı sıkıntıların giderilmesine nasıl katkı sağlayacağını ifade etmiştim.[3]

Makalenin bütününde; Türkiye’de ilaç sektörünün mevcut dinamikleri, yapısal sorunları ve çözüme dair çeşitli politika önerilerine yer verirken kapsayıcı bir analiz yapmak adına üç ana eksene odaklanıyorum: Birincisi, ilaca ulaşımda finansal sürdürülebilirlik; ikincisi, yerli/teknolojik üretim kapasitesini arttırmak ve bu alanda dönüşüm; üçüncü olarak da çok önemli olduğunu düşündüğüm ‘etik yönetişim.’ Çalışmanın odaklandığı bu üç ana eksen çerçevesinde öne çıkan şu noktalar detaylı olarak incelenmektedir: Küresel ilaç harcamaları artarken Türkiye’de ilaç harcamalarının GSYH içindeki payının gerilemesi, dış referans fiyatlandırma (DAD) uygulamasının reel kurla uyumsuzluğu, API ve biyoteknoloji alanlarında ithalata olan bağımlılık, yenilikçi ilaçlara erişimde gecikmeler ve tanıtım ve hekimlerin reçetelendirme ilişkilerinde etik riskler.

Makalenin mevcut ikinci bölümünde; Türkiye’de ilaç sektörünün siyasi, idari ve düzenleyici çerçevesinin dinamiklerini, Türk ilaç piyasasında faaliyet gösteren özel şirketlere dair çeşitli sıkıntıları ve kamu-özel sektör ilişkilerindeki sorunlu alanları detaylı bir şekilde analiz edilmektedir. Gündeme getirilen sıkıntılı durumlara dair sadece eleştiri yapmayıp ayrıca çözüm odaklı kamu politikası önerileri de sunulmaktadır. Makalenin bu ikinci bölümünde; Türkiye’de ilaç sektörünün siyasi, idari, düzenleyici vizyonu, çeşitli kısıtları, sorunları ve pratikteki uygulamalardaki/faaliyetlerdeki etik problemleri incelenmemektedir. İlaç sektöründeki yasadışı, etik dışı kişisel/kurumsal ilişkiler, sıkıntılı dinamikler ve sistemsel çıkar çatışması alanları analiz edilmektedir. Bu bağlamda hekim-endüstri ilişkilerindeki finansal sapmalar, bilimsel toplantıların ticari suistimali ve denetim zafiyeti, yasadışı/etik dışı/yolsuz ilişki ağları deşifre edilmektedir. Ayrıca, Türkiye’deki ilaç sektörünün yapısal sorunları ve temel zorlukları üç eksende değerlendirilmektedir: erişim, sürdürülebilirlik ve yenilikçilik.

Yine ikinci bölümde; Türkiye ilaç sektöründe tespit edilen sorunlara, sıkıntılara ve temel zorluklara dair kamu politikası önerileri ve çözüm reçeteleri sunulmaktadır. İlaç sektörünü geliştirmek, yasal, idari ve düzenleyici çerçevesini daha etkin hale getirmek, sektörün işleyişini hem kamu otoriteleri hem birbiri ile rekabet eden özel sektör kuruluşları hem de diğer tüm aktör ve paydaşlar için daha iyi bir duruma getirmek ve adil rekabet, insan hayatı, halk sağlığı, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı önceleyen ve inovasyon, erişim ve etik dengesinin altını çizen çözüm-odaklı bir kamu politikası çerçevesi geliştirilmektedir. 

 

Türkiye İlaç Sektörü: Mevcut Durum, Yapısal Sorunlar ve Kamu Politikası Önerileri: Bölüm 2

 I. Giriş

Türkiye’de ilaç sektörü, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, devlet tarafından sıkı idari düzenlemeye (regülasyona) tabi tutulan bir sektörel politika alanı olarak öne çıkmaktadır. İlaç sektörü, insan sağlığını doğrudan etkileyen bir alan olarak hayati bir öneme sahip en önde gelen stratejik sektörlerden birisidir. İlaç sektörüne yönelik kamu politikaları, toplumsal etkilerinin çok kısa sürede hissedilmesi nedeniyle hızlı geri bildirim mekanizmalarının oluştuğu en dinamik etki-tepki politika alanlarından bir tanesidir. Nitekim ilaç sektörü, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) tarafından hazırlanan On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) da dahil olmak üzere, en üst düzey politika belgelerinde yüksek katma değer, yoğun teknolojik üretim ve ulusal sağlık güvenliği hedefleri doğrultusunda, az sayıda olan öncelikli ve stratejik sektörlerden birisi olarak belirlenmiştir (SBB, 2023).

Küresel ölçekte baktığımızda ise ilaç harcamalarının Dünya Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) içinde önemli ve sürekli artan bir paya sahip olduğu görmekteyiz (IQVIA, 2024; SBB, 2023). Global ilaç pazarının son beş yılda yaklaşık %50 büyüme göstermiştir ve ticaret hacminin 2027 yılı sonu itibarıyla 1,9 trilyon dolara ulaşması beklenmektedir (IQVIA, 2024).

Türkiye’de ilaç sektörü, hem siyasi, idari ve düzenleyici kamu kurumları hem de siyasi otoriteler için ulusal ekonominin stratejik öncelik atfedilen sektörlerinden birisidir. Bunun temel nedeni; ilaç sektörünün ekonomik katma değer potansiyeli olduğu kadar, ulusal sağlık güvenliğini teminat altına alma zorunluluğudur. Ayrıca, ilaç sektörü, insan hayatı ve sağlığı başta olmak üzere ciddi toplumsal etkileri olan bir kamu politikası alanıdır. O nedenle, çok katmanlı ve çok boyutlu siyasi ve idari düzenlemeler gerektiren bir politika sektörüdür ve siyasi otoritelerin seçmen duyarlılığını titizlikle ölçerek hareket ettikleri politika alanlarından birisidir. Benzer şekilde, sektör üzerinde çeşitli yetki ve sorumlulukları bulunan idari ve düzenleyici kamu kurumları da siyasi otoritenin çizdiği çerçeve içerisinde ilaç sektörünün siyasi, ekonomik ve toplumsal etkilerini dikkate alarak kamu politikası oluşturma, uygulama, değiştirme/yenileme, süreç yönetimi ve denetim faaliyetlerini belirlemekte ve önceliklendirmektedir.

Makalenin birinci bölümünde, Türkiye ve dünyada ilaç sektörünün durumunu, sektörün stratejik önemini pekiştiren ve aynı zamanda politika müdahalesi gerektiren temel yapısal sorunlarını ve bu sorunların çözümüne dair kamu politika önerilerini ele almıştım.[4] Bu ikinci bölümde, öncelikle Türkiye’de ilaç sektörünün siyasi ve düzenleyici çerçevesini hem vizyon hem kısıtlar hem de etik değerler bakımında detaylı olarak değerlendireceğim. Bu ikinci bölümde Türkiye ilaç sektörüne dair yaptığım saha incelemelerinde tespit ettiğim ilaç sektöründeki yasadışı, etik dışı kişisel/kurumsal ilişkileri, sıkıntılı dinamikleri ve sistemsel çıkar çatışması alanlarını da analiz edeceğim. Bu bağlamda hekim-endüstri ilişkilerindeki finansal sapmalar, bilimsel toplantıların ticari suistimali ve denetim zafiyeti, ‘fikir lideri/bilimsel otoriterler’ üzerinde finansal aktarımlar/saptırmalar, ilaç sektörüne dair düzenlemeler için kurulan komisyonlardaki çıkar çatışmaları ve yolsuz ilişkiler, eczanelerin yönlendirdiği etik dışı ilişkiler ve hastanelerdeki kurumsal yolsuzluklar gibi gözlemlediğim çeşitli sıkıntı alanları ortaya koymaya çalışacağım.

Türkiye’deki ilaç sektörünün mevcut durumu ve fiili işleyişindeki sıkıntıların analizi sonrasında çözüm önerileri sunmadan önce sektördeki yapısal sorunları ve temel zorlukları, en öne çıkan sorun alanları olarak gördüğüm üç kategoride inceleyeceğim: erişim, sürdürülebilirlik ve yenilikçilik.

Makalenin son bölümünde, Türkiye’de ilaç sektörünün mevcut durumu, yapısal sorunları, fiili uygulamalarındaki ve işleyişindeki sıkıntılar, saha incelemesinde gözlemlenen yasadışı, etik dışı faaliyetler ve çıkar-odaklı karmaşık ilişki ağlarının gittikçe büyüttüğü sorun sarmalına karşı çeşitli çözüm önerileri sunacağım. Türkiye’de stratejik bir alan olan ilaç sektörünü geliştirmek, yasal, idari ve düzenleyici çerçevesini daha etkin hale getirmek, sektörün işleyişini hem kamu otoriteleri hem birbiri ile rekabet eden özel sektör kuruluşları hem de diğer tüm aktör ve paydaşlar için daha şeffaf, etkili, sağlıklı, rekabetçi, yasal ve düzenli bir duruma getirmek ve sektörün insan hayatı, halk sağlığı, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınma gibi öncelikleri olması gerektiği hatırlatan kamu politikası önerileri yapmaya gayret edeceğim. En sonunda iki bölümden oluşan makalenin temel içerikleri, argümanları ve önerilerine dair genel bir değerlendirme ile bu detaylı incelemeyi tamamlayacağım.

II. Türkiye İlaç Sektörünü Siyasi ve Düzenleyici Çerçevesi: Vizyon, Kısıtlar ve Etik Sorunlar

Türkiye ilaç sektörü, ulusal sağlık güvenliğinin ve ekonomik kalkınmanın kesişim noktasında, yüksek derecede düzenleme (regülasyon) yoğunluğu gerektiren stratejik bir alan olarak konumlanmıştır. Bu yapı, sektörün hem toplumsal hem de ekonomik hedeflere ulaşımını doğrudan etkilemektedir. Türkiye’de ilaç sektörüne yönelik ya da onu da etkileyen siyaset vizyonu, kamu politikası çerçeveleri, sektöre yönelik idari ve düzenleyici kararlar ilaç sektöründeki çeşitli yönelimleri ve geliştirilen karşı yönetsel hamleleri de etkilemektedir. İlaç fiyatlandırma mekanizmaları çeşitli kısıtlayıcı önlemlere neden olurken, ilaç tanıtımı ve promosyonu konusundaki idari kararlar ve regülasyonlar ise ilaç şirketlerinde etik dışı ve yasadışı olarak yorumlanabilecek karşı uygulamalar ile karışılabilmektedir. Bu durumların detaylarını sonraki bölümlerde üç başlı altında aktaracağım.

i. Ulusal Politika Vizyonu ve Yönelimler

T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) tarafından yayımlanan On İkinci Kalkınma Planı (2024–2028), ilaç sektörüne yönelik uzun vadeli vizyonu netleştirmektedir. Bu belgelerde ilaç sanayii, “yüksek katma değerli, teknoloji yoğun, stratejik üretim alanı” olarak tanımlanmakta ve yerli üretim, biyoteknolojik ilaç geliştirme ve dışa bağımlılığın azaltılması temel hedefler arasında gösterilmektedir (SBB, 2023). Ayrıca temel regülasyon mekanizmalarının (ruhsatlandırma, fiyatlandırma ve geri ödeme gibi) daha etkin, öngörülebilir ve yatırım dostu biçimde yeniden yapılandırılması gerektiği önemle vurgulanmaktadır.

Sektörel analizler de koyulan bu vizyonu desteklemektedir. IQVIA Türkiye İlaç Sektörü Raporu (2024), ilaç politikalarının etkinliğini “erişim, sürdürülebilirlik ve inovasyon dengesi” temelinde değerlendirmekte ve öngörülebilir regülasyon ortamının yatırım kararlarını doğrudan etkilediğini vurgulamaktadır (İEİS, 2024). İEİS Türkiye İlaç Sektörü (2024) raporu ise, rekabetçi bir ekosistem için fiyatlandırma sisteminin Avrupa standartlarına uyumu, ruhsat süreçlerinin hızlandırılması ve biyoteknolojik üretimin teşvik edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

ii. İlaç Fiyatlandırma Mekanizmasının Kısıtlayıcı Etkisi

Türkiye’deki dış referans fiyatlandırma modeli (DAD), kamu bütçesini koruma amacına hizmet etse de sektörün sürdürülebilirliği açısından temel bir sorun kaynağıdır (SBB, 2023). Türkiye’de ilaç fiyatları temel olarak, Avrupa’daki en düşük beş ülkenin fabrika çıkış fiyatı dikkate alınarak belirlenmektedir (SBB, 2023).

Aralık 2025 itibarıyla Dönemsel Avro Değeri (DAD) 1€ = 25,33 TL iken reel döviz kurunun (yaklaşık 1€ = 50,5 TL) oldukça gerisinde kalması, özellikle kanser ve nadir hastalıklar gibi ileri teknoloji ve yüksek Ar-Ge maliyetine sahip ilaçlarda kritik tedarik ve erişim sorunlarına neden olmaktadır. 2025 Aralık ayı başında belirlenen Dönemsel Avro Değeri (DAD), 21,67 TL seviyesinde bulunurken 19 Aralık 2025’te yapılan %16,9 oranındaki artışla güncellenmiştir. Aralık ayında gerçekleştirilen bu artış ve 2026 Şubat ayında yeniden belirlenecek olan, beşerî tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında esas alınan Avro kuru kararına ilişkin beklentiye rağmen, DAD ile piyasadaki reel kur arasındaki farkın halen çok yüksek seviyelerde seyretmesi ve bu kur farkı meselesinin Türkiye ilaç fiyatlandırma politikasında ilaç şirketleri adına kronik bir sorun haline gelmesi önemli sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle global ilaç şirketlerinin Türkiye pazarına yönelik stratejik kararlarını farklı motivasyonlar; en başta da düşük karlılık ve uluslararası referans etkisi, çerçevesinde şekillendirmelerine neden olmaktadır.[5] Bu bağlamda, global ilaç üreticileri, düşük fiyatlar nedeniyle Türkiye’yi uluslararası referans fiyatlandırma mekanizmalarına karşı korumak amacıyla, yeni ve yenilikçi ilaçları pazara sunmakta isteksiz davranabilmektedir. Dolayısıyla, mevcut fiyat politikası kısa vadede kamu bütçesini korurken, uzun vadede yenilikçi ilaç ekosisteminin sürdürülebilirliğini ve hastaların ilaca erişimini riske atmaktadır.

iii. Tanıtım Faaliyetleri ve Etik Regülasyon Sorunları

Türkiye’de ilaç tanıtım ve pazarlama faaliyetleri, Beşerî Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik ile katı kurallara bağlanmıştır. Yönetmelik, tanıtımın yalnızca hekim, diş hekimi ve eczacılara yönelik olabileceğini, halka doğrudan tanıtımın yasak olduğunu ve parasal değeri belirli bir sınırı aşan teşvik, hediye veya seyahat tekliflerinin yapılamayacağını kesin kurallarla sınırlamıştır (Sağlık Bakanlığı, 2015).

Ancak, saha uygulamalarında bu regülasyonların etik sınırları zorlanabilmektedir. Tanıtım faaliyetleri, çoğu zaman mevzuatın öngördüğü “bilimsel bilgi paylaşımı” amacını aşarak, rekabet odaklı ve kimi zaman etik dışı pazarlama stratejilerine dönüşebilmektedir (Ercan & Top, 2016; Civaner, 2014). Özellikle “Fikir Lideri” (Key Opinion Leader) (KOL) olarak bilinen uzmanlar aracılığıyla ürünlere dolaylı destek sağlanması veya “danışmanlık” adı altında maddi kazanç sağlanması gibi uygulamalar, reçeteleme davranışlarını etkileyerek akılcı ilaç kullanımını zayıflatmakta ve kamu sağlığına dolaylı riskler oluşturabilmektedir. Bu durum, çözümün sadece mevzuatla sınırlı kalmayıp, bağımsız mesleki eğitim ve şeffaf denetim mekanizmalarının güçlendirilmesiyle mümkün olacağını göstermektedir (Civaner, 2014).

III. Kritik Etik Sapmalar ve Sistemsel Çıkar Çatışması Alanları


Türkiye’de ilaç sektörünü kapsayan mevcut yasal mevzuat, siyasi ve idari düzenlemeler ve regülasyon uygulamalarına bakarken ilaç şirketleri başta olmak üzere özel sektör oyuncularının bu kamusal düzenlemelere ne oranda uyup uymadıkları, bunlara karşı pratikte ve sektörel operasyonlarında karşı mekanizmalar ve stratejiler geliştirip geliştirmediklerini derinlemesine analiz etmek için ilaç sektöründe kapsamlı bir saha incelemesi yaptım. Daha çok ilaç ve sağlık sektörlerinde aktif olarak faaliyet gösteren ve belirli bir deneyime sahip hekimler, uzmanlar, profesyoneller ve kamu ve özel sektör temsilcileri ile yapılan görüşmelere dayanan bu saha incelemesi sonucunda sektörde pratikte perde arkasında olan pek çok sıkıntılı durumu, yasadışı veya etik dışı uygulamaları ve karmaşık-yolsuz-çıkar odaklı ilişki ağlarını tespit ettik. Kamu politikaları ve düzenlemelerin sonuçlarını ve özel sektörün durumu/stratejileri/sorunlarını incelerken, saha incelemesi sonucunda ilaç sektörünün kendi içinde paydaşların ve oyuncuların pratikteki süreçte gerçekleşen karmaşık, yasadışı, etik dışı ve yolsuzluklar içeren gri ilişki ağlarının da DNA’sını çıkarma, perde arkasındaki fiili durumun fotoğrafını ortaya koyma imkânı bulduk. Saha incelemesinde ilaç sektöründeki sıkıntılı/yasadışı/etik dışı uygulamaların ve sorunlu ilişki ağlarının daha berrak şekilde ortaya dökülmesine ve belirli kategoriler altında bu sorunları gruplayarak analitik bir şekilde analiz etmeme destek olan, isimlerini verme iznim olmayan kişilere teşekkür ediyorum. [6]

Bültenimize Abone Olun


1) Hekim-Endüstri İlişkilerinde Finansal Sapmalar

İlaç şirketlerinin temel müşterileri olan hekimlere yönelik pazarlama bütçeleri, reçete tercihlerini etkilemeye odaklanmıştır (Karataş Erdem & Baykal, 2023). Türkiye’de maalesef ilaç şirketleri ve hekim ilişkilerinde ve tanıtım-pazarlama süreçlerinde önemli sıkıntılı durumların varlığı gözlenmektedir. Bu ilişkilerin içsel dinamikleri alanda incelenince özellikle lüks ağırlama ve menfaat aktarımı gibi sorunlar tespit edilmektedir.

Lüks Ağırlama ve Menfaat Aktarımı: Yönetmeliğe göre sağlık meslek mensubuna yapılacak parasal değeri aylık brüt asgari ücretin %10’unu aşan değer aktarımları Kuruma bildirilmelidir (Sağlık Bakanlığı, 2015). Ancak, sahadaki uygulamalarda bu sınır, lüks restoranlarda düzenlenen “iş yemekleri”nde kişi sayısı fazla gösterilerek aşılmakta ve hekimlerde şirkete karşı “borçluluk” hissi yaratılarak reçete davranışları dolaylı yoldan etkilenmektedir.

2) Bilimsel Toplantıların Ticari Suistimali ve Denetim Zafiyeti

Kongre sponsorlukları, hekimleri lüks, üst düzey otellere götürerek ciddi bir kaynak aktarımı sağlamakta ve toplantıların bilimselliğini gölgede bırakmaktadır. Saha incelemesinde bu alanlarda maalesef önemli yasadışı ve etik dışı uygulamalar olduğunu gözlemledim.

Yurt İçi ve Yurt Dışı Tatil Rüşvetleri: Yurt içi toplantılarda, 4 saatten uzun bilimsel etkinliklerin en az iki şirketle yapılması kuralı, şirketler arasında “sessiz ortaklık” ile delinmektedir. Yurt dışı toplantılar ise, genellikle yerli firmalar tarafından bir nevi “tatil rüşveti” olarak kullanılmakta ve yurt dışındaki ajanslar aracılığıyla “uluslararası toplantı düzeneği” kurulup Bakanlık onayı aşılmaktadır. Bu toplantılarda denetim sıfıra yakın olup, hekimlerden karşılığında ilgili ürünü “tek kalem” reçete etmeleri yönünde ticari beklentiler oluşmaktadır.

3) Fikir Liderleri Üzerinden Dolaylı Finansal Aktarım ve “Bilimsel Otoriteyi Satın Alma”

Türkiye’deki ilaç sektörüne dair saha incelmesinde sıkça gördüğüm bir diğer sorun; başka bazı sektörlerde de kronik olarak devam eden, ‘fikir liderleri,’ ‘bilimsel otorite,’ gibi sıfatlarla donatılmış, belirli etki alanları olan ya da ‘bilim insanı’ kimliği taşıyan kişilerle ‘danışmanlık’ vb. hizmetler adı altında kurulan ilişkilerde etik dışı para aktarımı ve manipülasyonlar, bilimsel/fikirsel saptırmalar için alan oluşturulmasıdır. Bu sorunlu ilişkilerde; ilaç şirketlerinin belirli parasal ilişkiler kurdukları kişilerden/kurumlardan ‘doğruları ve bilimsel gerçekleri’ değil, ‘talep ettikleri bilgi ve önerileri’ satın alabilmeleri ve ‘istedikleri yönlendirmeleri’ onlar aracılığıyla yapabildikleri etik dışı mekanizmalar oluşturabilmeleridir.

Danışmanlık Ücretleri: Yüksek reçete ve etki gücüne sahip “Fikir Liderlerine” (Key Opinion Leaders) (KOLs), ‘Ürün Tanıtım Toplantıları’ ve “danışmanlık” adı altında orantısız veya hiç hizmet vermeden maddi ödemeler yapılmaktadır. Örneğin, bir saatlik konuşmaya dört saatlik danışmanlık ücreti yazılarak bilimsellik kılıfı altında doğrudan değer aktarımı gerçekleştirilmektedir. Bu, hekimlerin marka sadakatini algılanan kalite ve güven üzerinden manipüle etme riskini taşımaktadır (Karataş Erdem & Baykal, 2023).

4) Komisyonlarda Çıkar Çatışması ve Geri Ödeme Süreçlerine Etki

Türkiye’de ilaç sektöründe, sektörün kendine has özellikleri gereği; ilaçların içeriği, ilaçların faydaları ve yan etkileri, ilaçların ne şartlarda hangi hastalara uygun olduğu, ilaç alım, dağıtım ve fiyatlama mekanizmaları pek çok teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren konulardan insan hayatı, halk sağlığı, toplumsal düzene, ekonomik kalkınma ve bütçe dengesi konularından kamu yönetim şekli, mekanizmaları ve politikalarına kadar var olan karmaşık dinamikler nedeniyle hem siyasi otoriteler hem idari kurumlar hem düzenleme (regülasyon) kurulları hem de yeri geldikçe özel sektör kurumları çeşitli konularda karar almak, bilimsel yaklaşıma özen göstermek, teknik bilgi donanımı sağlamak, katılımcı yönetişim mekanizmalarını işletmek,  ve/veya kararlarına meşruiyet kazandırmak için hekimler, bilim insanları, akademisyenler, uzmanlar, kamu görevlileri ve profesyonellerden oluşan ‘komisyonlar’ kurarak ya da kurulmasını teşvik ederek sektörel politika ve kararlara yön vermektedirler. Ancak, yasal/bilimsel/etik olarak çok gerekli ve doğru sayılabilecek bu uygulamalar pratikte suistimal edilerek ciddi yasadışı, etik dışı ve sorunlu saptırmalara/uygulamalara/ilişkilere de yol açabilmektedir.

Kritik Kurul Üyelerine Yönelik Yatırım: Ruhsat ve geri ödeme süreçlerinde görev alan hekimler ve uzmanlar, karar alma mekanizmasının en kritik aşamalarında yer almaktadır. Bu komisyonlar, ilgili ilacın veya tedavinin ruhsat alıp almaması, teknik yeterlilikleri ve kamuya getireceği mali yük gibi hayati konuları değerlendirirler. Türkiye’de ilaç geri ödeme sistemi adımları bu uzmanlık alanlarının görüşüne bağımlıdır: İlgili şirket SGK’ya başvuru yapar, sonrasında bu başvuru Tıbbi ve Ekonomik Değerlendirme Komisyonu (TEDK) tarafından incelenir ve komisyon, ilacın geri ödeme kapsamına alınıp alınmaması konusunda bilim insanları ve uzman hekimlerden bilimsel görüş alır. Nihai karar ise Geri Ödeme Komisyonu onayı ve son karar vericinin tasdiki ile kesinleşir.

İşte bu bilimsel değerlendirme aşamasında, komisyonlarda görevli uzman hekimlerin (sektörde “hoca” olarak da anılan) ilaç şirketleriyle çıkar ilişkisi doğmaktadır. Bu kişilerin kimliklerinin görevleri boyunca gizli tutulması gerekmesine rağmen, ilaç şirketleri bu hayati önemdeki uzmanları tespit ederek (çoğu zaman da ilgili hekimlerin kendilerinin bu bilgiyi ilaç şirketlerine doğrudan söylemesi veya dolaylı olarak hissettirmesiyle), onlara finansal “yatırımlar” yapmaktadır. Firmalar bu “yatırımları” kendi ilaçlarının ruhsat ve/veya geri ödeme süreçlerine dahil olarak etki etmek amacıyla kullanmakta, bu durum ise devletin bu kişilere verdiği güveni ve yetkiyi kişisel çıkarlar uğruna kötüye kullanma sorununu ortaya çıkarmaktadır. Sonuç olarak, kamu politikalarının bilimsel liyakat ve hasta faydası yerine, ticari yönlendirmeye açık hale gelmesi riski doğmakta ve kamu maliyesinin rasyonel kullanımı tehlikeye girmektedir.

Son dönemde ise bu alandaki tartışmalar yeniden gündeme taşınmıştır. Özellikle ruhsat ve geri ödeme komisyonlarında görev yapan çok sayıda hekimin görevden alındığına dair duyumlar sektörde konuşulmaktadır. Ayrıca bu komisyon üyelerinin mali hareketlerinin MASAK tarafından da yakından izlendiği yönünde bilgiler yine sektör içinde dile getirilmektedir. Bu gelişmeler hem ilaç sektöründe hem de kamuda etik standartların güçlendirilmesi ve karar alma süreçlerinde şeffaflığın artırılması yönünde yeni bir dönemin işaretleri olarak değerlendirilmektedir.

5) Eczacılar ve Kurumsal Yolsuzluklar

Türkiye’de ilaç sektörü ve sağlık sektöründeki oyuncuların ilişkilerine yakından bakınca, maalesef eczaneler, aile hekimleri, hastaneler ve hastane hekim ve yöneticileri ile ilgili de çeşitli yasadışı/etik dışı ilişkiler ağını tespit etmek mümkündür. Özellikle öne çıkan ve sıkça rastlanan üç durumu sektöre yönelik kamu politikaları ve bu düzenden rahatsız olan özel sektör temsilcilerinin düzenleyici önlemler almasına destek olması umuduyla aşağıda detaylandırmak istiyorum:

i. Aile Hekimliği/Eczane Sessiz İşbirlikleri: Aile hekimliklerinde, hekim ve eczacıların şirketlerden direkt elden para alma, bina tadilatı veya kongre desteği karşılığında örtülü anlaşmalar yaptığı gözlenmektedir. Bu anlaşmalar, şirketin hedeflerini tutturmak adına hastaların gereksiz ilaç kullanımına yönlendirilmesine neden olmakta ve hastaların sağlığını doğrudan tehdit etmektedir.

ii. Hastanelerde Kurumsal Yolsuzluk: Hastanelerde (örneğin özellikle kemoterapi ünitelerinde), şirketler tarafından yapılan yüksek değerli cihaz ve altyapı bağışları karşılığında, ilgili ürünün anlaşma kotaları dolana kadar yazılması yönünde kurumsal baskı oluşturulmaktadır. Bu durum, ilacın reçete edilme kararını tedavi gerekliliğinden ticari anlaşmaya kaydırmaktadır.

iii. Eczane Teşvikleri: Eczaneler ve ilaç depoları arasındaki Mal Fazlası (MF) uygulaması gibi ticari indirimler, eczacının kâr marjını artırma kaygısıyla, hastaya en kârlı ürünü sunma eğilimini teşvik ederek jenerik ilaç politikasının maliyet etkinliğini zayıflatmaktadır.

 IV. Yapısal Sorunlar ve Temel Zorluklar

Türkiye’de ilaç sektörünün içindeki fiili durumların ve sorunlu alanların/uygulamaların/yönelimlerin derinlemesine bir incelemesini saha araştırması ile yaptıktan sonra çözüm önerileri de sunmak adına tekrar genel duruma bakınca, sektördeki yapısal sorunları ve temel zorlukları üç ana başlık altında inceleyebiliriz. Türkiye ilaç sektörü, güçlü üretim altyapısına rağmen üç ana eksende ciddi yapısal zorluklarla karşı karşıyadır: Erişim, Sürdürülebilirlik ve Yenilikçilik.

i. İthalata Bağımlılık ve Dış Ticaret Açığı

İlaç sektörü, biyoteknolojik ve yüksek katma değerli ilaçlarda büyük ölçüde dışa bağımlı bir yapıya sahiptir. Yerli üretim çoğunlukla jenerik ve düşük maliyetli ürünlerle sınırlı kalmaktadır. Bu yapı, dış ticaret açığının kalıcılaşmasına, ilaç arz güvenliğinin zayıflamasına ve döviz kurlarındaki dalgalanmalara karşı sektörün kırılganlığının artmasına neden olmaktadır. İthalata dayalı model, uzun vadede yerli Ar-Ge yatırımlarının sınırlanmasına ve sürdürülebilir büyüme kapasitesinin zayıflamasına yol açmaktadır.

ii. Yenilikçi İlaçlara Erişim Kısıtlılığı

IQVIA Türkiye İlaç Sektörü Raporu’na göre, Türkiye’de yenilikçi (inovatif) ilaçlara erişim oranı %6 düzeyindedir. Bu oran Avrupa Birliği (AB) ortalaması olan %45’in oldukça altındadır. Bu erişim kısıtlılığının temel nedenleri düşük DAD kuru uygulaması, referans fiyatlandırma sistemi ve uzun süren geri ödeme süreçleri denilebilir. Yüksek Ar-Ge maliyetine sahip orijinal ilaçlar, Türkiye’deki fiyatlandırma politikaları nedeniyle pazara ya gecikmeli girmekte ya da hiç gir(e)memektedir. Bu durum, özellikle kanser, nadir hastalıklar ve ileri biyoteknolojik tedavi alanlarında hasta sağlığı ve sosyal refah açısından kritik bir zorluktur.

iii. Sosyal Güvenlik Sisteminde Sürdürülebilirlik Zorlukları

Türkiye’de sağlık hizmetleri kapsamı ve erişimi yüksek düzeyde olsa da sosyal güvenlik sisteminin finansal sürdürülebilirliği önemli yapısal zorluklarla karşı karşıyadır. Toplumun yaşlanması, kronik hastalıkların artması ve yeni nesil pahalı tedavilerin sisteme girişi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) üzerinde sürekli artan bir geri ödeme yükü oluşturmaktadır. Kaynakların sınırlılığı karşısında harcama yükümlülüğünün yüksek olması, finansal dengeyi zorlamaktadır.

iv. Bilgi Asimetrisi ve Jenerik İlaçlara Yönelik Algı Problemleri

Sektör raporlarına göre, Türkiye’de jenerik ilaçlara ilişkin algı sorunu, sağlık sistemindeki bilgi asimetrisinden kaynaklanmaktadır. Hastalar çoğunlukla jenerik ilaçları “daha düşük kaliteli” olarak algılarken, hekimler ve eczacılar da tanıtım faaliyetlerinin etkisiyle reçete tercihlerinde orijinal ürünlere daha fazla yönelebilmektedir. Bu durum, jenerik ilaçların kamu maliyesine sağladığı tasarrufu ve akılcı ilaç kullanımını olumsuz etkilemektedir. Bilimsel temelli, bağımsız bilgilendirme ve kamu bilinci kampanyalarının eksikliği, bu güven açığını derinleştirmektedir.

V.Kamu Politikası Önerileri: Yeniden Konumlandırma ve Etik Yönetişim

Türkiye ilaç sektörü, ulusal kalkınma hedefleri ve halk sağlığı açısından taşıdığı stratejik öneme rağmen, mevcut politikalar ve uygulama zafiyetleri nedeniyle finansal sürdürülebilirlik, yenilikçi tedavilere erişim ve etik yönetişim alanlarında ciddi yapısal sorunlarla mücadele etmektedir. On İkinci Kalkınma Planı’nın yerli üretimi artırma, biyoteknolojik dönüşümü hızlandırma ve dışa bağımlılığı azaltma vizyonunun başarıya ulaşabilmesi için, geleneksel maliyet kontrolü odaklı politikaların, rekabetçi inovasyonu ve etik şeffaflığı teşvik eden bir yapıya evrilmesi elzemdir. Bu bağlamda, stratejik bir öneme sahip Türkiye ilaç sektörünün geliştirilmesi, yenilenmesi, halk sağlığı ve ekonomik kalkınmaya daha doğru katkı sağlaması ve kamu-özel ilişiklerindeki mekanizmalar ve dinamiklerin daha etkin hale gelebilmesi için sektör incelemesinde gözlemlediğim yapısal ve fiili sorunlara karşı çeşitli çözüm reçeteleri ve kamu politikası önerileri sunmaya çalışacağım. Elbette önceki bölümlerde bahsettiğim saha incelemesi sonuçlarında ortaya koyduğum yasadışı/etik dışı fiili durumlara/uygulamalara, yolsuz/karanlık ilişki ağlarına, özel sektörün kendi içindeki rekabetine ve yaratıcı/yenilikçi/etik piyasa düzenine zarar veren çeşitli aktörlerin/paydaşların davranışlarına ve suç içeren faaliyetlere/ilişkilere dair yasal ve idari düzenlemeleri arttırmak, kamusal denetim mekanizmalarını geliştirmek, özel sektörün iç-denetim/bağımsız denetim araçlarını yaygınlaştırmak ve kolluk/soruşturma ve yargılama süreçlerini daha etkin hale getirmek öncelikli olarak ve altını çizerek önereceğim kamu politikası önerileri ve çözüm unsurlarıdır. Bunların yanında yapısal sorunlara ve zorluklara karşı siyasi vizyon, idari yetkinliği arttırma ve genel yasal, idari ve özel sektör politika çerçevesini geliştirmek adına kamu politikası önerisi kapsamlı bir çözüm reçetesi de yapmak istiyorum. Aşağıda çeşitli başlıklar altında bunların içeriklerini derinlemesine açıklayarak çözüm-odaklı bir kamu politikası çerçevesi sunmaya gayret edeceğim:

1) Fiyatlandırma ve Geri Ödeme Mekanizmalarının Yeniden   Yapılandırılması

Mevcut Dönemsel Avro Değeri (DAD) tabanlı fiyatlandırma sistemi, kur baskısı nedeniyle kritik tedarik sorunları ve yenilikçi ilaçlara erişim kısıtlılığı yaratarak sistemin sürdürülebilirliğini riske atmaktadır. Bu nedenle, finansal mekanizmaların makroekonomik gerçeklere uyumu esastır. Bunun için çeşitli araçsal düzenlemeler ve uygulama mekanizmalarında değişiklikler yararlı olacaktır:

1.1. Dinamik Kur Mekanizması ve Güncel Kurla İlk Fiyatlandırma:

 i. Dönemsel Avro Değeri Güncelleme Sıklığının Artırılması: Kurdaki dalgalanmaların yol açtığı kritik tedarik sorunlarını gidermek amacıyla, DAD’ın (Dönemsel Avro Değeri) yılda belirli ve kesinleşmiş bir takvim ile en az iki kez olacak şekilde dinamik olarak güncellenmesi konusunda mevzuat çalışması yapılmalı ve kurun belirlenmesinde öngörülebilirlik sağlanmalıdır. Bu düzenli güncelleme, üretici ve tedarikçiler üzerindeki finansal baskıyı hafifleterek arz sürdürülebilirliğini artıracaktır.

ii. Yenilikçi İlaçlar İçin Pazar Girişi Kurunun Serbestleştirilmesi: Türkiye’de geri ödeme alacak yenilikçi tedavilerin ilk fiyatlandırmasında, sabit DAD kuru yerine, DAD ile güncel reel kurun belirli bir yüzdede ortalamasını içeren hibrit bir formülün esas alınması sağlanmalıdır. Bu strateji ile global firmaların yüksek Ar-Ge maliyetlerini karşılayabilecekleri ve uluslararası referans fiyatlarını (IRP) koruyabilecekleri daha cazip bir giriş noktası sunarak Türkiye pazarına girmesini teşvik edecek ve hastaların hayati tedavilere erişimini hızlandıracaktır. Bu formülün uygulanması, firmaların kesintisiz arz ve yerlileşme taahhütleriyle desteklenmelidir.

1.2. Geri Ödeme Listesinin Dinamikleştirilmesi ve Değer Bazlı Model Uygulaması:

i. Geri Ödeme Listesi’nin Periyodik Değerlendirilmesi: Geri ödeme listesinde yer alan ilaçların fiyatlarının, tedavide üstünlük sağlayan ve maliyet-etkin alternatiflerine göre periyodik olarak gözden geçirilerek dinamik bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Özellikle tedavi maliyeti yüksek olan yenilikçi ilaçların geri ödeme süreçlerine dâhil edilmesi aşamasında, firmalar tarafından sunulan tahmini hasta sayısı ve bu doğrultuda kamuya oluşturacağı dönemsel mali yük detaylıca değerlendirilmeli ve bu veriler Geri Ödeme Komisyonu kararlarının temelini oluşturmalıdır. Bu değerlendirmeye ek olarak, öngörülen tahmini hasta sayısının belirlenen bir yüzdede (örneğin %10 veya %15) sapması durumunda, geri ödeme fiyatının (ve dolayısıyla kamuya düşen toplam maliyetin) yeniden hesaplanmasını ve revize edilmesini zorunlu kılan risk paylaşımı mekanizmaları sisteme entegre edilmelidir. Bu yaklaşım, kamu maliyesinin öngörülemeyen hacim artışlarına karşı korunmasını sağlayacaktır.

ii. Değer Bazlı Kanıt Mekanizması: Geri ödemeye girecek ilaçların belirlenmesinde, sadece maliyete değil, ilacın klinik etkisine ve hasta yaşam kalitesine odaklanan Değer Bazlı Ödeme Modelleri dâhil olmak üzere, kanıta dayalı mekanizmaların uygulama alanı güçlendirilmelidir.

1.3. Katılım Paylarının Güncellenmesi:

2012 yılından bu yana güncellenmeyen reçete ve muayene katılım paylarının, enflasyon ve güncel ekonomik koşullar doğrultusunda düzenli olarak artırılması ve harcamaların rasyonelleştirilmesi için bir politika aracı olarak kullanılması gerekmektedir. Bu çerçevede hastadan alınacak ilaç katılım payı oranları, ilacın maliyet etkin kullanımı teşvik edecek şekilde, fiyat baremlerine göre farklılaştırılmış ve kademeli bir yapıya dönüştürülmelidir. Örneğin:

i. Düşük Maliyetli İlaçlarda: Yüzde bazında yüksek bir katılım payı oranı uygulanarak (Örn: %15 veya %20) hastaların gereksiz ve düşük maliyetli ilaç kullanımına yönelik farkındalığı artırılmalıdır.

ii. Orta Maliyetli İlaçlarda: Standart, makul bir katılım payı oranı (%10) uygulanarak erişilebilirlik korunmalıdır.

iii. Yüksek Maliyetli ve Hayati İlaçlarda: Kanser, nadir hastalıklar ve ileri biyoteknolojik tedaviler gibi yüksek maliyetli ve hayati öneme sahip ilaçlarda, hastanın finansal yükünü azaltmak ve tedaviye kesintisiz erişimini sağlamak amacıyla katılım payı oranının sıfırlanması (%0) düşünülmelidir. Bu kademeli yapı, Sosyal Güvenlik Kurumu üzerindeki maliyet baskısını azaltırken, hastaların hayati ilaçlara erişim hakkını koruyacaktır.

2) Yerlileşme ve Ar-Ge Kapasitesinin Güçlendirilmesi

Türkiye’nin kronik dış ticaret açığını gidermek ve ulusal ilaç arz güvenliğini sağlamak amacıyla, Ar-Ge ve üretim teşvikleri yüksek katma değerli biyoteknoloji alanına yoğunlaştırılmalıdır. Bu bağlamda çeşitli kamu politikası geliştirme önerilerini birkaç başlıkta sunuyorum:

2.1. Stratejik Yerlileşme Teşvikleri:

i. Biyoteknolojik Üretim ve Kamu-Özel İşbirliği: Biyoteknolojik ilaçların yerli üretimi için kamu-özel sektör iş birliği modelleri ve Hedef 30 Biyoteknolojik Ürün gibi programların bütçeleri ve uygulama alanları genişletilmelidir.

ii. API Üretimi ve Yatırım Teşvikleri: Kritik ve yüksek teknoloji gerektiren etken madde (API) üretimine yönelik yatırım teşvikleri ve vergi indirimleri, diğer endüstri kollarından daha yüksek ve uzun vadeli bir perspektifle sunulmalıdır.

2.2. Klinik Araştırmaların Erken Aşamaya Kaydırılması:

i. Ar-Ge teşvikleri, Türkiye’nin geride kaldığı Faz-I ve Faz-II gibi erken dönem, yüksek riskli klinik araştırmalara yönlendirilmelidir. Bu, uzun vadede yerli inovasyon kapasitesini artıracaktır.

ii. Klinik araştırmaların yürütülmesi için gereken bürokratik süreçler hızlandırılmalı ve bu alana yönelik nitelikli personel yetiştirilmesi desteklenmelidir.

3)  Yönetişim ve Etik Denetim Mekanizmalarının Güçlendirilmesi

Hekim ve sektörün ilişkisindeki yaygın etik sapmalar, akılcı ilaç kullanımını zayıflatmakta ve kamu kaynaklarının israfına yol açmaktadır. Mevcut Yönetmeliğin uygulanmasındaki zafiyetlerin giderilmesi için sistemik reform gereklidir. Bu konudaki kamu politikası önerileri ve önceliklendirilmesi gereken çözüm-odaklı uygulamaları aşağıda çeşitli başlıklarda sunuyorum:

3.1. Şeffaflık ve Komisyon Bağımsızlığının Zorunlu Kılınması:

i. Açık Veri Sistemi (Physician Payments Sunshine Act Modeli): Tüm sağlık meslek mensuplarına ilaç firmaları, tıbbi cihaz üreticileri ve benzeri sağlık sektörü firmaları tarafından yapılan tüm değer aktarımlarının (kongre sponsorlukları, danışmanlık ücretleri, eğitim ve araştırma destekleri, lüks ağırlamalar gibi), ulusal bir veri tabanında kamuoyuna açık ve aranabilir bir formatta yayımlanması zorunluluğu getirilmelidir.

ii. Komisyon Üyelerinin İzolasyonu: Ruhsat, fiyatlandırma ve geri ödeme komisyonlarında (TEDK, İGÖK-AGÖK) görev alan bilim insanlarının, görev süreleri boyunca ve sonrasında belirli bir süre boyunca ilgili ilaç firmalarından herhangi bir değer aktarımı kabul etmeleri kesinlikle yasaklanmalıdır.

3.2. Bağımsız Eğitim ve Bilgi Kaynaklarının Teşviki:

i. Şirketlerden Bağımsız Bilimsel Eğitimler: Hekimler ve eczacılar için sürekli mesleki gelişim programları, ilaç şirketlerinin finansal etkisinden tamamen arındırılmış, kamu veya bağımsız akademik kurumlar tarafından yürütülmelidir.

ii. Jenerik İlaç Algısının İyileştirilmesi: Jenerik ilaçların etkinlik ve güvenilirliğine dair kamu bilincini artırmak amacıyla Sağlık Bakanlığı ve SGK tarafından şeffaf ve bilimsel veriye dayalı ulusal kampanyalar yürütülmelidir.

3.3. Harcama Odaklı Denetim ve Caydırıcı Yaptırımlar:

i. Reçeteleme Davranışı Denetimi: Aile hekimlikleri ve hastanelerdeki hekimlerin reçeteleme davranışları, şirketin tesis desteği veya kongre sponsorluğuyla ilişkilendirilerek, gereksiz ilaç kullanımını tespit etmek amacıyla büyük veri tabanı analizleri ile periyodik olarak incelenmelidir.

ii. Caydırıcı Yaptırımlar: Yönetmelik ihlallerine yönelik mevcut idari para cezaları, caydırıcılığı artırmak amacıyla firmanın ilgili ürününün yıllık cirosuyla orantılı hale getirilmelidir. Bu, etik ihlallerin ticari maliyetini artırarak caydırıcılığı pekiştirecektir.

VI. Sonuç

İki bölümlü bu makalede yapılan araştırma ve saha incelemeleri sonucunda yapılan durum analizleri, tespit edilen yapısal sorunlar, zorluklar, sıkıntılar, pratikteki uygulamalarda ve işleyişlerde görülen ciddi problemler ve yasadışı/etik dışı faaliyetler/ilişikler ve tüm bu tespitler sonucu geliştirilen kamu politikası önerileri stratejik bir öneme sahip olan Türkiye’de ilaç sektörünün gelişimi, sürdürülebilirliği ve siyasi, ekonomik, toplumsal etkilerinin yönetimi açısından çok önemli olarak değerlendirilmektedir. Türkiye ilaç sektörünün kapsamlı analizi, sektörün taşıdığı stratejik öneme rağmen, mevcut politikalar ve uygulama zafiyetleri nedeniyle finansal sürdürülebilirlik, yenilikçi tedavilere erişim ve etik yönetişim alanlarında ciddi yapısal sorunlarla mücadele ettiğini göstermektedir. Makalenin temel tezi doğrultusunda, küresel büyüme eğilimlerine rağmen Türkiye’deki ilaç harcamalarının GSYH içindeki payının düşüş trendinde olması, yenilikçi ilaçlara erişimde her yıl krizler yaşanması ve kamunun üzerinde oluşan makroekonomik yük bütüncül bir politika tasarımını zorunlu kılmaktadır.

Tüm bu çalışmanın genel çerçevesine bakıldığında ilaç sektörünün temel anlamda üç ana eksende kritik kırılganlıklar taşıdığını söyleyebiliriz. İlk kırılganlık, finansal mekanizmaların yetersizliği ve kur baskısı sorunudur. Türkiye’deki DAD (Dönemsel Avro Değeri) tabanlı fiyatlandırma sistemi, reel kurun (1€ = 48,9 TL) oldukça gerisinde kalarak (1€ = 21,67 TL), ithal ilaç tedarikini zora sokmakta ve yenilikçi ilaçlara erişim oranını AB ortalamasının (%45) çok altında bir seviyede (%6) tutmaktadır.

İkinci kırılganlık, sektör, hammadde/API ve biyoteknolojik ilaçlarda yüksek ithalat bağımlılığı nedeniyle her yıl milyarlarca dolarlık kronikleşen bir dış ticaret açığı vermektedir. Yerli üretimin büyük ölçüde jenerik ürünlerle sınırlı kalması, katma değerin yüksek olmaması, ihracatın yeterince büyüyememesi bu açığın kalıcılaşmasına sebep olmaktadır.

Üçüncü kırılganlık ise, yönetişim ve denetim zafiyetlerinden kaynaklanan etik/yasadışı sapmalardır. Beşerî Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Yönetmeliği’ne rağmen, hekimler ve ilaç şirketleri arasındaki çıkar çatışması, “bilimsel toplantı turizmi” ve “danışmanlık” adı altındaki finansal aktarımlarla reçete davranışını yönlendirmektedir. Kurumsal yolsuzluk pratikleri (tesis bağışları karşılığı reçete kotaları ve Geri Ödeme komisyon üyelerine yatırım), kamu kaynaklarının israfına ve akılcı ilaç kullanımının zayıflamasına neden olmaktadır.

Bu sorunların çözümü için sunulan politika önerileri, geleneksel maliyet kontrolü yerine şeffaflık, denetim ve stratejik yatırıma odaklanmalıdır. Öncelikle, DAD’ın yılda iki kez güncellenmesi ve yeni ilaçların pazara giriş fiyatının güncel reel kur ve DAD üzerinden belirli bir ortalama alınarak belirlenmesi, erişim krizini çözmek için finansal bir ön koşuldur. İkinci olarak, biyoteknolojik ilaç ve API üretimine yönelik uzun vadeli teşviklerle yerli inovasyon kapasitesi artırılmalıdır. Son olarak ve en önemlisi, bir Açık Veri Sistemi (Physician Payments Sunshine Act Modeli) ile tüm değer aktarımlarının kamuya ilan edilmesi ve reçeteleme davranışlarının büyük veri analiziyle periyodik olarak denetlenmesi zorunluluğu getirilmelidir. Bu bütüncül yaklaşım, Türkiye’nin ilaç sektörünü bir maliyet kaleminden çıkarıp, ulusal teknolojinin ve sosyal refahın sürdürülebilir bir itici gücü haline getirecektir.


Kaynakça:

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı. (2023). On ikinci kalkınma planı (2024–2028). Ankara: SBB Yayınları.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı. (2023). 12. Kalkınma planı sektörel raporu. Ankara: SBB Yayınları.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı. (2022). Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği raporu. Ankara: SBB Yayınları.

Civaner, M. (2014). İlaç şirketlerinin pazarlama yöntemleri. Toplum ve Hekim Dergisi, 29(3), 231–240. https://doi.org/10.5152/tcb.2014.005

Ercan, T., & Top, M. (2016). İlaç tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin önemi. Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 1(2), 1–7.

Güven, F., & Mermer Üzümlü, A. (2023). Jenerik ilaç pazarlaması ve Türkiye örneği. Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 15(2), 77–94.

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS). (2024). Türkiye ilaç sektörü 2024 raporu. İstanbul: İEİS Yayınları.

IQVIA. (2024). Türkiye ilaç sektörü raporu 2024. İstanbul: IQVIA Institute for Human Data Science.

Karataş Erdem, Y., & Baykal, B. (2023). İlaç sektöründe hekimlerin marka sadakatini etkileyen faktörler. Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi, 26(3), 797–836.

Sağlık Bakanlığı. (2015). Beşerî tıbbi ürünlerin tanıtım faaliyetleri hakkında yönetmelik. Resmî Gazete (Sayı: 29405, 3 Temmuz 2015). Ankara: T.C. Sağlık Bakanlığı.

Sönmez, Ümit, (2026), “Türkiye İlaç Sektörü: Mevcut Durum, Yapısal Sorunlar ve Kamu Politikası Önerileri: Bölüm 1,” KAPDEM Yayını, Ankara, Türkiye:  https://kapdem.org/turkiye-ilac-sektoru-mevcut-durum-yapisal-sorunlar-ve-kamu-politikasi-onerileri-bolum-1/

[1] https://kapdem.org/turkiye-ilac-sektoru-mevcut-durum-yapisal-sorunlar-ve-kamu-politikasi-onerileri-bolum-1/

[2] https://kapdem.org/turkiye-ilac-sektoru-mevcut-durum-yapisal-sorunlar-ve-kamu-politikasi-onerileri-bolum-1/

[3] https://kapdem.org/turkiye-ilac-sektoru-mevcut-durum-yapisal-sorunlar-ve-kamu-politikasi-onerileri-bolum-1/

[4] https://kapdem.org/turkiye-ilac-sektoru-mevcut-durum-yapisal-sorunlar-ve-kamu-politikasi-onerileri-bolum-1/

[5]  Bu durumun özel sektörün Türkiye ilaç pazarına yönelik stratejik kararlarını nasıl etkilendiğinin detaylı analizi için bakınız: Sönmez, Ü., (2026), “Türkiye İlaç Sektörü: Mevcut Durum, Yapısal Sorunlar ve Kamu Politikası Önerileri: Bölüm 1,” KAPDEM Yayını, Ankara, Türkiye:  https://kapdem.org/turkiye-ilac-sektoru-mevcut-durum-yapisal-sorunlar-ve-kamu-politikasi-onerileri-bolum-1/

[6] Saha incelemelerinde; bu makaledeki özel bilgi ve tespitleri derlerken çokça yaralandığım ilaç ve sağlık sektörünün içerisinde yer alan, işlerini ve mesleklerini yaparken yasal, bilimsel, ahlaki kriterlerin, insan hayatının ve halk sağlığının birincil öncelik olması gerektiğini ve toplumsal değerleri temel ilkeleri ve sorumlulukları olarak gördüklerini ifade eden adını veremeyeceğim hekimlere, uzmanlara ve profesyonellere, isimlerini açıklamaya iznim olmasa da özel olarak teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Duyarlılıkları, yardımları ve destekleri için içtenlikle teşekkür ediyorum.

İlgili İçerikler

KAPDEM Dijital

Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM), Türkiye’de siyaset bilimi ve kamu yönetimi, kamu politikaları ile ekonomik, sosyal, kültürel ve toplumsal konulardaki temel kamusal, yönetimsel/idari/siyasi kararlara odaklı çalışmalar yapmak, projeler geliştirmek ve yenilikçi ve çözüm odaklı yaklaşımlara katkıda bulunmak üzere kurulmuştur. KAPDEM; tamamen bağımsız, tarafsız ve gönüllülük esasına dayalı olarak kurulmuş bir düşünce kuruluşudur. Herhangi bir siyasi parti, çıkar grubu, baskı grubu veya ulusal/uluslararası/ulus ötesi yapı ile organik bir bağı ya da ilişkisi yoktur. Bağımsız ve tarafsız kalmayı temel kuruluş ilkesi olarak benimsenmiştir.

Aboneliğiniz kaydedilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
Aboneliğiniz başarıyla gerçekleşti.

BÜLTENİMİZE ABONE OLUN

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve 

duyurularımızdan haberdar olmak için 

abone olun

© KAPDEM 2025 | Tüm hakları saklıdır. İçerikler izinsiz olarak ve kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve başka mecralarda kullanılamaz.