ÖZET
Bu yazı, Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için kaleme alınmış olup, İran ile Türkiye arasında 2025 yılında görüşülen demiryolu iş birliği anlaşmasının kısa bir değerlendirmesini yapmaktadır. İlk bölümde, iki ülke arasındaki ulaşım ve ticaret ilişkilerinin Osmanlı–Kaçar döneminden Soğuk Savaş sonrasına uzanan gelişimi aktarılmış, modern hatların güncel lojistik ve jeopolitik önemi değerlendirilmiştir.
İkinci bölümde ise, Marand–Cheshmeh Soraya–Aralık hattı üzerinden kurulması planlanan yeni demiryolu bağlantısının stratejik önemi ve sonuçlarını incelenmektedir. Söz konusu proje, Doğu-Batı ticaretinde kesintisiz bir koridor oluşturma hedefiyle hem İran’ın hem de Türkiye’nin Avrasya lojistik mimarisindeki konumunu güçlendirmeyi amaçlamaktadır. İran’ın ekonomik çeşitlenme ihtiyacı, Türkiye’nin Avrupa-Asya taşımacılığındaki merkez ülke rolünü derinleştirme arayışı ve Çin–Avrupa tedarik zincirlerinde risk azaltma dinamikleri bu hattı bölgesel ölçekte kritik bir girişim hâline getirmektedir.
Araştırmacı-yazar ve KAPDEM Proje Koordinatörü Ozan Önel, bu çalışmada demiryolu anlaşmasının yalnızca teknik bir ulaştırma yatırımı olarak görülmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Proje, Rusya’nın bölgesel koridorlardaki etkisini sınırlayabilecek yeni güzergâh seçeneklerinin ortaya çıkması, Güney Kafkasya’da bağlantısallığın çeşitlenmesi ve Türkiye–İran ilişkilerinde çok boyutlu stratejik iş birliğinin güçlenmesi gibi önemli sonuçlara işaret etmektedir. Metin, tarihsel bağlamdan güncel jeopolitik etkilerine uzanan kısa bir analiz sunarak, iki ülkenin Avrasya’nın yeniden şekillenen ticaret ve güvenlik mimarisindeki rolünü değerlendirmektedir.
İran – Türkiye Demiryolu Projesi: Başlangıç Hedefleri ve Stratejik Önemi
1.Giriş
İran ile Türkiye arasında 2025 yılında görüşülen yeni demiryolu iş birliği anlaşması, iki ülke arasındaki ulaşım ve ticaret ilişkilerinin uzun tarihsel gelişiminin bir halkası niteliğindedir. Bu gelişme, Osmanlı ve Kaçar dönemlerinde başlayan sınır ticareti, 20. yüzyılın başındaki modern demiryolu projeleri ve Soğuk Savaş sonrası bölgesel uyum ve iş birliği arayışlarıyla bütünleşen geniş bir tarihsel bağlam içinde anlam kazanmaktadır.
Osmanlı ve Kaçar dönemlerinde modern ulaşım yollarını kurma çabaları maalesef jeopolitik rekabet ve mali yetersizlikler nedeniyle mümkün olmamıştır. Fakat, sınır bölgelerinde olan ticari hareketlilik bizlere gelecekte iki ülke ilişkilerinde ticari faaliyetlerimizi geliştirmek ve güçlendirmek adına ulaşım altyapılarını kurmanın önemini göstermiştir.
Türkiye tarafından, 1930’lu yıllarda başlatılan demiryolu seferberliğiyle İran sınırına kadar uzanan hatların inşa edilmesi iki ülke arasındaki altyapı çalışmalarını şekillendirmiştir. Ek olarak, Rıza Şah döneminde İran’da yürütülen modernleşme politikaları, ulaşım alt yapısını güçlendirmiştir. Fakat, soğuk savaş dönemiyle beraber, Türkiye’nin NATO üyesi oluşu, İran’ın 1979 Devrimi’ne kadar Batı blokuna yakın konumu sebebiyle bu dönem boyunca bölgesel güvenlik kaygıları, siyasi belirsizlikler ve İran’daki iç dönüşümler iki ülke arasındaki büyük altyapı projelerinin ertelenmesine yol açmıştır. İran–Irak Savaşı ise İran’ın ulaştırma yatırımlarını büyük ölçüde sekteye uğratmıştır. Böylece demiryolu entegrasyonu fikri konuşulsa da stratejik öncelik hâline gelmemiştir.
Aslında bölgenin siyasi ikliminin değişmesi ile, Sovyetler Birliği sonrasında Kafkasya ve Orta Asya’nın yeni jeopolitik yapısı ortaya çıkınca, Türkiye ile İran arasındaki kara ve demiryolu bağlantılarının önemi yeniden gündeme gelmiştir. Bölgesel ticaret anlaşmaları ve yeni projeler sebebiyle iki ülke arasında demiryolu hattı projesi önemli bir stratejik hedef haline gelmiştir.
2025 yılı sonunda İran ile Türkiye arasında görüşülerek yasalaştırılan yeni demiryolu hattı anlaşması (Marand–Cheshmeh Soraya–Aralık hattı), bu çok katmanlı tarihsel sürecin stratejik bir dönüm noktası olmuştur. Bu karar ile ilk kez iki ülkeyi doğrudan bağlayacak, modern yük taşımacılığına uygun bir demiryolu hattının inşası kararlaştırılmıştır.
2.Türkiye ve İran Demiryolu Projesinin Stratejik Önemi
Bu proje, Doğu-Batı ticaret hattının kritik bir parçasını oluşturarak deniz taşımacılığına alternatif güvenilir bir koridor sunmakta ve Avrasya genelinde lojistik gücü artırmayı hedeflemektedir. İnşası planlanan 200 kilometrelik yeni hat, Çin–Avrupa demiryolu ağındaki önemli bir kesintiyi tamamlayarak hem Türkiye’nin bölgesel bir lojistik merkezi olma iddiasını güçlendirecek hem de İran’ın modern İpek Yolu’nun ekonomik mimarisinde yeniden konumlanmasına katkı sağlayacaktır. İranlı yetkililer, toplam maliyetin yaklaşık 1,6 milyar dolar olacağını ve projenin planlandığı şekilde ilerlemesi hâlinde üç ila dört yıl içerisinde tamamlanabileceğini ifade etmektedir.[1]
İran açısından bakıldığında, bu proje ülkeyi Orta Asya, Kafkasya, Basra Körfezi ve Avrupa arasında stratejik bir demiryolu kavşağına dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Böylece İran, hem transit taşımacılıktan elde ettiği gelirleri artırma hem de uzun yıllardır enerji ihracatına dayalı ekonomik yapısını çeşitlendirme fırsatı elde edecektir. Ayrıca ticaret ve lojistik ağlarının merkezine yerleşmesi, İran’ın bölgesel pazarlarda diplomatik ve ekonomik etkisini pekiştirecektir. Transit gelirler, liman ve lojistik hizmetlerden elde edilecek katma değer ile yaptırımlara bağlı kayıpları kısmen telafi etme fırsatı bulabilir.
Türkiye için ise bu girişim, Asya-Pasifik ticaret sistemiyle bütünleşme sürecinin önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Hat tamamlandığında Türkiye, Asya’dan gelen yüklerin Avrupa’ya aktarılmasında daha güçlü bir geçiş noktası hâline gelecektir. Bu da ülkenin ihracat kapasitesini, transit yük hacmini ve bölgesel lojistik rekabet gücünü artıracaktır. Proje aynı zamanda Türkiye’nin Akdeniz limanları, karayolu ağı ve modern demiryolu altyapısını küresel ticaretle daha etkin bir şekilde entegre etmesini sağlayarak ülkenin Avrasya genelindeki stratejik rolünü pekiştirecektir.
Bu konu özelinde ek bazı yorumlar yapmakta fayda görmekteyim. İran ve Türkiye arasındaki bu proje hattı, Rusya tarafından kendi topraklarından geçişe bağımlılığı azaltan bir rota olarak algılanabilir. Bu durum bölgesel güç dengelerini değiştirir ve Rusya’nın tepkisini tetikleyebilir. Hattın hayata geçirilmesi Türkiye ve İran’ın ekonomik ve lojistik kapasitesini dönüştürmek ve geliştirmekle kalmayacaktır. Avrasya’daki jeopolitik rekabet dinamiklerinin de yeniden şekilleneceği unutulmamalıdır. Rusya’nın son yıllarda özellikle Kuzey Koridoru ve Uluslararası Kuzey–Güney Ulaştırma Koridoru üzerinden sürdürdüğü stratejisi, İran–Türkiye hattının devreye girmesiyle yeniden ölçülüp değerlendirilebilir. Yeni güzergâh, Çin ve Avrupa hattında Rusya platosuna alternatif bir geçiş sunmakta, bölgesel taşımacılıkta risk çeşitlendirmesi yaratmakta ve tedarik zincirlerinin tek bir aktöre aşırı bağımlılığını azaltmaktadır.
Yukarıda aktardığım değerlendirmeden farklı bir perspektiften bakıldığında, İran ve Türkiye demiryolu projesinin yalnızca rekabet ekseninde yorumlanması, bölgesel dinamiklerin bütüncül analizini karşılamamaktadır. Söz konusu proje, özellikle Güney Kafkasya’daki ulaşım ağlarının çeşitlenmesine ve bölgesel bağlantısallığın yeniden ölçeklendirilmesine katkı sunabilecek stratejik bir potansiyel taşımaktadır. Bakü, Tiflis ve Kars hattı ile düşünüldüğünde ortaya çıkan sonuç, bölgedeki koridorların birbirini dışlayan seçenekler olarak değil, karşılıklı olarak kapasite artırıcı ve tamamlayıcı unsurlar olarak işleyebileceğine işaret etmektedir.
Bu olası senaryoda hem İran hem de Türkiye, çok yönlü taşımacılığın merkezinde konumlanarak Avrasya ticaretinin kesintisiz ve daha öngörülebilir akışına stratejik bir katkı sunabilir. Bu süreç bölgesel iş birliği mimarisini daha esnek, çok katmanlı ve karşılıklı faydayı önceleyen bir yapıya dönüştürecektir. İran açısından proje, uzun süredir gündemde olan bölgesel izolasyon söylemlerine karşı geliştirilen pratik bir açılım hamlesi niteliği taşırken, Türkiye bakımından Orta Asya ve Güney Kafkasya ile ilişkilerde hem jeopolitik hem de ekonomik manevra kapasitesini genişleten önemli bir araç işlevi görmektedir.
3.Sonuç
Sonuç olarak, İran ve Türkiye demiryolu projesi yalnızca ulaştırma altyapısının güçlendirilmesine yönelik teknik bir girişim olarak değerlendirilmemelidir. Avrasya’da ticaret, güvenlik, diplomasi ve ekonomik dinamikleri etkileyebilecek çok boyutlu bir stratejik adımdır.
Gerek inşa sürecinin gerekse işletme aşamasının başarıya ulaşması, iki ülkenin uzun vadeli koordinasyon kapasitesine, bölgesel aktörlerle geliştireceği iş birliği modellerine ve koridorun uluslararası finansmanlar çerçevesinde desteklenmesine bağlı olacaktır. Bu nedenlerle proje hem İran hem de Türkiye’nin Avrasya’nın yeni lojistik mimarisinde daha görünür ve etkili bir konum edinmesine yönelik önemli bir fırsat sunmaktadır.,
