Yazı Gönder
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni İşlevsizleştirmenin Son Örnekleri: İçtüzük, Siyasi Etik ve Demokrasi Sınavı

Yönetim Tasarımı

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni İşlevsizleştirmenin Son Örnekleri: İçtüzük, Siyasi Etik ve Demokrasi Sınavı

Yazar: Hıfzı Deveci

3 Ağustos 2026

Hıfzı Deveci

Hıfzı Deveci

Kamu Yönetimi Uzmanı, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Eski Üyesi, Eski Müsteşar Yardımcısı

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni İşlevsizleştirmenin Son Örnekleri: İçtüzük, Siyasi Etik ve Demokrasi Sınavı

                                                                                                                           

ÖZET

Bu makale, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM’nin), özellikle 2017 sonrası Anayasa değişiklikleri ile, yalnızca anayasal yetki daralmalarıyla değil, içtüzüğün tartışmalı yorumları ve siyasi etikle bağdaşmayan uygulamalar nedeniyle de giderek etkisizleştirildiğini ortaya koyuyor. Son dönemde yaşanan komisyon-genel kurul çelişkileri ve sahte oy pusulası tartışmaları, yasama faaliyetlerinin siyasi etik boyutuna ve demokratik meşruiyetine yönelik kaygıları daha da derinleştiriyor. 2017 sonrası Anayasa değişiklikleri ile tesis edilen ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine’ ve yeni kurulan siyasi ve idari düzenin yapısal ve işlevsel sorunlarına dair dair daha önce Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi’nde (KAPDEM’de) pek çok eleştirel araştırma raporları, makaleler ve analiz yazıları yayınlanmıştı. Bu makalede, önceki o çalışmalarda belirtilen önemli hususları tekrara düşmeden; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrasında TBMM'nin denetim ve yasama gücünde meydana gelen zayıflamaların, bu tür uygulamalarla daha da ağırlaştığı son örneklere işaret edilerek yeniden analiz edilmektedir. Demokratik hukuk devletinin temel güvencesi olan TBMM’nin iradesinin aşındırılmasının, yalnızca muhalefetin söz hakkını değil, millet egemenliğini de zedelediği altı çizilerek vurgulanmaktadır. Ayrıca, TBMM'nin tarihsel ve kurucu rolünü hatırlatarak, siyasi etik ve hukuk devleti ilkeleri temelinde Meclis'in itibarının ve etkinliğinin yeniden güçlendirilmesi çağrısında bulunulmaktadır. 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni İşlevsizleştirmenin Son Örnekleri: İçtüzük, Siyasi Etik ve Demokrasi Sınavı

 

1. Giriş

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda yaşanan olay, son Anayasa değişikliklerinden bu yana zaten gündemden hiç düşmeyen “TBMM’nin işlevsizliği” eleştirilerini, yeni ve çok tartışmalı bir boyuta taşıdı. Olay şuydu:

Temmuz ayının son günlerinde TBMM Genel Kurulunda şu “torba kanun”lardan birisi görüşülürken, muhalefet milletvekillerinin verdiği çeşitli değişiklik önergeleri, iktidar çoğunluğundaki Komisyon Üyeleri tarafından önce “kabul ediliyor”, fakat hemen arkasından, yine iktidar çoğunluğundaki Genel Kurul tarafından reddediliyordu.

Bu durum, elbette garipti. Çünkü aynı iktidar çoğunluğu, üstelik aynı oturumda, Komisyon Üyeleri olarak “evet”, Genel Kurul üyeleri olarak ise “hayır” demekteydi ve son söz Genel Kurulun olduğundan, muhalefetin değişiklik teklifleri sonuçta kabul edilmemiş oluyordu.

Peki, ama bu “yasama kurnazlığı” neden yapılmaktaydı? Şundan:

Efendim, TBMM İçtüzüğü’nün, Kanun tasarı ve teklifleri hakkındaki değişiklik önergelerinin görüşülmesini düzenleyen 87. Maddesinde, “Önerge sahipleri, Komisyonun katılmadığı değişiklik önergeleri hakkında 5 dakikayı geçmemek üzere açıklamalarda bulunabilir.” denmektedir.[1]

Diğer bir deyişle, bu madde, “komisyonun katıldığı” değişiklik önergeleri sahiplerinin, önergeleri hakkında konuşmalarına izin veren bir düzenleme içermemektedir.

Sonuç olarak, iktidar çoğunluğu da bu yazılıştan yararlanmakta, değişiklik tekliflerine “katıldıklarını” söyleyerek, teklif sahibi muhalefet milletvekilinin “bu değişikliği niçin teklif ettiklerini” açıklamak için sadece 5 dakika da olsa konuşmalarının önünü kesiyorlardı.

2. İçtüzük ve Siyasi Etik

TBMM İçtüzüğünün 87. Maddesinin bu şekilde yazılışını eleştirmek elbette mümkündür. Çünkü eğer biri size herhangi bir teklifte bulunmaktaysa, bu teklif ilk anda sizin hoşunuza gitse de gitmese de ondan bir açıklama duymak istersiniz. Öyle ya, “Bu teklif iyi, güzel, ama gerekçesini bir de onun ağzından dinleyelim!” İnsanlar arasında bile mantıklı sosyal ilişki süreci böyle ilerler. Kaldı ki tüm ülkeyi ilgilendiren bir yasa maddesi hakkında değişiklik teklif ediliyorsa bunun nedenini bilmek herkesin hakkıdır. Zira, Kanun tasarı ve teklifleri zaten  “gerekçeli” yazılmak zorundadır; peki bunlar hakkındaki değişiklik önergelerinin de gerekçesi o değişikliğe henüz daha kabul ya da ret oyu vermemiş olan (hangi oyu vereceği de henüz belli olmayan) milletvekillerinden gizlenebilir mi?  Böyle bir durum, “Meclis’in yasa yapma gücüne” kısıtlama anlamına gelmez mi? 

Böyle bakınca, İçtüzüğün 87. Maddesinin bu açıdan eksik ve hatalı olduğu tartışma götürmez biçimde ortadadır. Acilen değiştirilmesi gerekmektedir.

Olaydaki bir başka ayrıntı da şudur: İçtüzük, değişiklik teklifi komisyonca kabul edilmeyen milletvekiline konuşma hakkı veriyor, evet; fakat teklifi komisyonca kabul edilen milletvekilinin “konuşamayacağını” da söylemiyor. Yani, TBMM oturumunu yöneten başkanın, o milletvekiline konuşma olanağı vermesinin önünde hiçbir engel yok! 

Görülüyor ki, “muhalif görüşlerin dile getirilmesine rızası olan” bir oturum başkanının yönetiminde, İçtüzüğün eksik bıraktığı bu nokta problem yaratmayabilirdi. Fakat öyle olmamıştır. 

İçtüzük yetersiz, oturum başkanlığının tutumu hatalı, evet; fakat olayda bütün bunlardan çok daha vahim bir nokta var: Siyasi etik!

Düşünün: İktidar milletvekili, İhtisas Komisyonunda o kanun teklif üzerinde çalışan Üye olarak, Genel Kurul’da muhalefetin verdiği değişiklik önergesini “kabul ediyor”; ama hemen sonra, daha 10 dakika geçmeden, bu kez Genel Kurul üyesi olarak “hayır” diyor! Bu açık ve kesin farklı tutum, siyasi etik bakımından “sorunlu” değil mi?

Elbette sorunlu. Çünkü zaten, bu tutumu bir süre sürdüren iktidar milletvekillerinin, Genel Kurulda yaşanan etik tartışmaları sonrasında tutumlarından vazgeçtiklerini ve sonraki değişiklik teliflerinde bunu sürdürmekten (neyse ki) vazgeçtiklerini öğreniyoruz. 

3. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Etkinliği

Artık hepimizin bildiği gibi, Türkiye; 2017 yılında yapılan Anayasa değişiklikleriyle “başkanlık benzeri” bir sisteme geçmiş bulunuyor. Aslında 2007 yılındaki Anayasa değişikliği sonrasında 2014 yılında, o zamana kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından seçilen Cumhurbaşkanının ilk kez halk tarafından seçilmesiyle başlayan bu süreç, 2017 yılındaki Anayasa değişiklikleri ile son şeklini almış ve 24 Haziran 2018 tarihinde ikisi birlikte yapılan milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleriyle tümüyle uygulamaya girmiştir.[2],[3]

Literatürde “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı verilen bu yeni yönetim modelinin en birincil ayırıcı özelliği, Türkiye’nin 1924 Anayasasından beri uygulamakta olduğu geleneksel “yürütme” yönteminde köklü bir değişiklik gerçekleştirmesi, “bakanlar kurulunu” devreden çıkararak yürütme yetki ve görevini tek başına Cumhurbaşkanına vermesi olmuştur.[4] 

Böylece, öteden beri “yönetimsel görevler bakımından sorumluluk taşımayan, fakat kendisine pek çok takdir ve onay yetkisi tanınmış bir denge-denetleme makamı” durumunda olan cumhurbaşkanı, bu yeni dönemde tek başına “bakanlar kurulu + cumhurbaşkanı” yetkileriyle, yani “tüm yürütme gücüyle” donatılmıştır. 

Anayasa değişikliğinin sonuçlarından biri; yine öteden beri TBMM tarafından kullanılmasına alışkın olduğumuz pek çok yetkinin cumhurbaşkanı tarafından tek başına kullanılır olması; diğeri ise TBMM’nin, bakanlar kurulunun eylem ve işlemleri üzerinde sahip olduğu pek çok denetim yetkisinin de artık tümüyle devreden çıkması ya da olağanüstü daraltılması olmuştur.

Yeni yönetim modelinin, TBMM yetki ve görevlerinde yarattığı ve bu yazımızın konusunu oluşturan daralmaları çok kısaca şöyle özetlemek mümkündür:

- Cumhurbaşkanı, pek çok konuda “kararnameler” çıkarabilmekte ve böylece TBMM’den tamamen özerk idari düzenleme yetkisi kullanabilmektedir. 

- Cumhurbaşkanının çıkardığı kararnameler üzerinde TBMM’ye hiçbir denetim yetkisi de tanınmamıştır. Cumhurbaşkanı Kararnamelerinin yargısal denetimi, Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. 

- Cumhurbaşkanına, TBMM seçimlerini (Cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte) yenileme yetkisi tanınmıştır. 

- TBMM’nin (artık Cumhurbaşkanınca atanacak olan) bakanlar kurulunu ve tek tek bakanları denetleme yetkisine son verilmiştir. 

- TBMM’nin denetim yetkisini somutlaştıran; gensoru ve meclis soruşturması yöntemlerine son verilmiştir. Soru yöntemi ise sadece cumhurbaşkanı yardımcılarına ve bakanlara yazılı biçimde yöneltilebilir hale getirilmiştir. Cumhurbaşkanına soru sorulabilmesi ise mümkün değildir.

- TBMM’nin en etkili denetim yollarından biri olan “meclis soruşturması” yöntemi ise olağanüstü zorlaştırılmıştır. 

“Yürütmeyi denetleme yetkisi” zaten Anayasal olarak böyle büyük ölçüde daraltılmış olan TBMM’nin “yasama” yetkisi de yazımızın konusu oluşturan türden içtüzük zorlamaları ve siyasi etik dışı engellemeler ile büsbütün budanmış olmaktadır.

 

4. Hepsi Bu Kadar Değil

Ne yazık ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM’nin) yetki ve görevlerini daraltma hatta engelleme tutumları, yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız İçtüzük zorlamalarından ibaret değildir.

Geçtiğimiz yakın dönemde, Genel Kurulda yaşanan “sahte imzalı oy pusulası skandalı” hatırlardadır.

TBMM Genel Kurulu'nun 19 Haziran 2026 tarihli oturumunda, uluslararası bir anlaşmanın oylaması sırasında aslında salonda bulunmayan iktidar milletvekilleri adına oy verildiği anlaşılmıştı. Sahte imzalı olarak verilen oy pusulası sayısı, çeşitli açıklamalarda 79 olarak belirtilmişti.[5]

Genel Kurul’da bulunmayan milletvekilleri adına sahte imzalı oy pusulası verilmesi, geçmişte de tekrarlanmıştı. Bilinen bir başka örnek 2017 yılının Ocak ayı başlarında gerçekleşmiş, salonda bulunmayan 6 iktidar milletvekili adına Başkanlığa sahte oy pusulası verildiği tartışmaları yaşanmıştı.[6]

 

5. Sonuç Yerine: Son Söz

2017 sonrasında özellikle son Anayasa değişiklikleriyle birlikte, uluslar arası genel kabul görmüş demokrasi standartlarında ciddi aşınmalar yaşamaktayız. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Cumhuriyet tarihimiz boyunca “en az etkili olduğu” dönemden geçmektedir. Yasama ve Yürütme etkinliği zaten Anayasal olarak böyle azaltılmışken, buna bir de birtakım tüzük-yönetmelik zorlamaları ve siyasi etik dışı tutumlarla eklemeler yapmak kabul edilebilir değildir. 

Unutmamalıyız: TBMM, ülkemizi modern ve çağdaş dünya ile organik olarak bağlayan, bizi uluslararası arenada saygın bir noktada tutan en değerli varlığımızdır. 

Yine unutmamalıyız: TBMM, Türkiye’nin bağımsızlık Mücadelesinin karargâhı ve Cumhuriyetimizin kurucu iradesidir. Gelecekte, benzer tehlikelerle karşılaştığımızda, tek dayanağımız yine ve tekrar TBMM olacaktır.

TBMM’ye ve onun iradesine saygı göstermek; iktidar-muhalefet ayrımı olmaksızın tüm ulusumuzun vazgeçilmez birincil görevidir ve bunu görünür kılacak olanlar da halkımız tarafından TBMM çatısı altına seçilerek gönderilmiş milletvekilleridir.

O nedenle, TBMM’nin yasama ve yürütme iradesini kısıtlamak, hele bunu birtakım tüzük zorlamalarıyla ve etik dışı tutumlarla yapmaya çalışmak, milletin vekillerine en yakışmayan tutumdur. Buna acilen son verilmesi gerekmektedir. 
 


KAYNAKÇA

[1] TBMM İçtüzüğü Md. 87- “(İlgili bölüm).…..Başkan, önergeye katılıp katılmadığını komisyona sorar. Komisyon katılmama gerekçesini kısaca açıklayabilir. Komisyonun katılmadığı önerge, sahibi tarafından beş dakikayı geçmemek üzere açıklanabilir.”

[2] TBMM tarafından 31.05.2007 tarihinde kabul edilen ve 16.06.2007 günlü, 26554 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 5678 sayılı yasanın 21.10.2007 tarihinde halkoylaması ile kabul edilmesi sonucunda, ilk kez Cumhurbaşkanının halk tarafından seçimi 10.08.2014 tarihinde gerçekleşmiştir. Asıl değişiklikler ise TBMM’de 21.01.2017 tarihinde kabul edilerek 11.02.2017 tarihli ve 29976 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6771 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik yapılmasına Dair Kanun”un,  16.04.2017 tarihindeki Anayasa Referandumu ile kabul edilmesi üzerine gerçekleşmiştir. Yasanın “Yürürlük” maddesindeki ayrıntılı hükümlere uygun biçimde, 24.06.2018 tarihinde ikisi birlikte yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinden sonra, artık Türkiye’deki yönetim sistemi, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak adlandırılmaktadır.

[3]  https://www.kapdem.org/yeni-anayasa-tartismalari-ne-kadar-gercek-ne-kadar-gerekli 

[4] 20.04.1924 kabul tarihli ve 491 sayılı 1924 Anayasası (Teşkilatı Esasiye Kanunu), 1921 Anayasasındaki “meclis hükümeti” sistemini değiştirerek, “meclise karşı sorumlu bakanlar kurulu” oluşturmuş ve bu sistem 2017 değişikliklerine kadar bütün anayasalarda korunmuştu.

[5] 19.06.2026 tarihinde, Suudi Arabistan ile imzalanan enerji anlaşmasının oylaması sırasında, salonda bulunmayan iktidar milletvekilleri adına oy pusulası verilmesi tartışmalara neden oldu. Muhalefetin talebiyle yapılan ve Meclis Başkanvekili Pervin Buldan'ın isimleri tek tek okuduğu kontrolde adına pusula verilen iktidar milletvekillerinin Genel Kurul’da olmadığı görüldü. Pusula kontrolünün ardından yapılan oylamada toplantı yeter sayısı bulunamayınca Meclis birleşimi kapatıldı. 

https://ankahaber.net/haber/tbmm-genel-kurulu-nda-iktidar-siralarindan-verilen-pusulalardaki-vekiller-salonda-bulunamadi-5074b3cd 

[6] https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=58993

 

Hıfzı Deveci Fotoğrafı
Hıfzı Deveci

Kamu Yönetimi Uzmanı, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Eski Üyesi, Eski Müsteşar Yardımcısı

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun